<?xml version='1.0' encoding='windows-1254'?>
<rss version='2.0'>
<channel>
<title>Osmanlı Devleti Haber Ve Ansiklopedik Bilgi Portalı: Haber</title>
<link>http://www.osmanli-devleti.net</link>
<description></description>
<generator></generator>
<pubDate>Sun, 20 May 2012 11:29:23 +0300</pubDate>
<category>Osmanlı Devleti Haber Ve Ansiklopedik Bilgi Portalı: Haber</category><ttl>300</ttl><language>tr</language>

<item>
 <title>Osmanlı Türkçesi ve Kur an okuma kursları başlıyor</title>
 <description>Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Hayrat Vakfı, önemli bir eğitim ve kültür projesini hayata geçiriyor. Türkiye'nin 900'ü aşkın merkezinde, Osmanlı Türkçesi ve Kur'an okuma kursları açılıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
        Kültür Bakanlığı ile 1997 yılında benzer bir işbirliği ile binlerce insanın Osmanlıca öğrenmesine vesile olan Hayrat Vakfı, şimdi yeni ve daha büyük bir hizmeti gerçekleştiriyor. Milli Eğitim Bakanlığı Hayat &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=2000</link>
 <pubDate>Wed, 16 May 2012 14:28:39 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ve Hayrat Vakfı, önemli bir eğitim ve kültür projesini hayata geçiriyor. Türkiye'nin 900'ü aşkın merkezinde, Osmanlı Türkçesi ve Kur'an okuma kursları açılıyor.

        Kültür Bakanlığı ile 1997 yılında benzer bir işbirliği ile binlerce insanın Osmanlıca öğrenmesine vesile olan Hayrat Vakfı, şimdi yeni ve daha büyük bir hizmeti gerçekleştiriyor. Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile Hayrat Vakfı arasında Nisan ayında imzalanan işbirliği protokolü çerçevesinde, Türkiye'de Osmanlı Türkçesi ve Kur'an okuma kursları açılıyor.

        On binlerce kişinin istifade etmesi beklenen ve bütün halk eğitim merkezlerinde uygulanacak olan program sayesinde, tarih ve kültür mirasıyla buluşmak adına çok önemli bir adım atılması bekleniyor.

        Projenin koordinatörlüğünü yapan Hayrat Vakfı Nevşehir Temsilcisi Mehmet Özer, kurslarla ilgili şu bilgileri verdi:

        &quot;Vakfımız, kurulduğu tarihten bu yana eğitim ve kültür alanında yurt içinde ve yurt dışında pek çok proje gerçekleştirdi ve vakıf senedimizde de ifade edilen amaçlar doğrultusunda faaliyetlerini sürdürdü. Daha önce, 1997 yılında 54. Hükümet döneminde Kültür Bakanlığı ile işbirliği çerçevesinde 52 il merkezinde benzer kursları açmış ve yaklaşık beş bin insanımıza bu kurslar sonucunda sertifika vermiştik. O yıldan beri gerek halk eğitim merkezleri ile gerekse yerel yönetimler ve kültür müdürlükleri ile benzer projeleri ülkemizin pek çok il ve ilçe merkezinde gerçekleştirmeye devam ediyoruz.

        Şimdi, Milli Eğitim Bakanlığı Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü ile yaptığımız protokol ile bu sayıyı daha da artırıyor ve kapsamını genişletiyoruz. Vakfımız, yönetimi ve mensupları bugüne kadar desteklemiş olduğu liyakatli eğitimciler ve gönüllüleri ile zaten tecrübeli olduğu bir sahada her kesimden ve her yaştan insanımıza bu hizmeti sunmaktan dolayı büyük bir şeref ve mutluluk duymaktadır. Ülkemiz için ve özellikle geçmişten gelen zengin kültür hazinemizle, milli manevi değerlerimizle buluşmak için çok faydalı olacağına inandığımız bu programımızın hayırlara vesile olmasını diliyorum. Şimdiden kurslarımıza büyük bir ilgi olacağını görüyoruz. Bu vesileyle kurslarımızı açmamızda her türlü kolaylığı gösteren ve bizimle birlikte çalışan halk eğitim müdürlerine ve çalışanlarına teşekkür ediyorum. Tüm halkımızı geçmişle köprü kurmaya, bu büyük kültür hizmetine katılmaya davet ediyorum.&quot;&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Osmanlı mimarı dedesinin izini takip etti</title>
 <description>Osmanlı'nın Alman mimarlarından dedesi Julius Wilhelm Graebner'in izini takip ederek Türkiye'ye gelen Amplio Gayrimenkul Yatırım Yönetim Kurulu Üyesi Erwin Walter Graebner, Haliç bölgesindeki kentsel dönüşüme yatırım yapmayı planlıyor.&lt;br /&gt;
Dedesinin 1900'lerin başında Osmanlı'nın tanınmış Alman mimarlarından olduğunu söyleyen Graebner, şunları paylaştı: ''İstanbul'da ve Bursa'da bazı hastanelerin projelerini çizdiğini biliyoruz. Ben aslında dedemin bu geçmişinden bile haberdar değildim. Fakat daha sonra Almanya'nın Dresden kenti ile ilgili bir kitap yayınlandı. Bu kitaptan dedemin İstanbul'da mimar olarak çalıştığını ve 1917'de yine İstanbul'da vefat ettiğini öğrendik. Alman Büyükelçiliği'nin de yardımlarıyla dedemin mezarını nerede olduğunu araştırdık. Sonunda mezarını Teşvikiye'de bulduk.'' Graebner'in Almanya'dan Türkiye'ye dedesinin izinden devam eden yatırım hikayesi de bu noktada başlıyor. Önce Amplio'nun kurucu ortağı Alaeddin Babaoğlu ile birlikte dünyanın 15 Altın Leeds sertifikalı otelinden biri olan Haliç Garden Inn projesini gerçekleşiyorlar. Ardından da sıra Sütlüce'deki kentsel dönüşüm projesi geliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
''TÜRKİYE FIRSATLAR ÜLKESİ&quot;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkiye'nin fırsatlar ülkesi olduğunu söyleyen Graebner, ''Almanya'daki yatırımcılara da sık sık bunu söylüyorum; Türkiye'ye Ortadoğu'nun ve Asya'nın Almanya'sı, ekonomisi hızla büyülüyor. Haliç'te Hilton Garden Inn'in yakınlarından 90 bin metrekarelik bir alanda kentsel dönüşüm projesinde yer almamız için çağrıldık. Bu projeyi en iyi şekilde gerçekleştirmek ve kentsel dönüşüm için model olmak istiyoruz'' dedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu alanda insanların özgürce yaşayabileceklerini anlatan Graebner, Almanya'dakine benzer bir model oluşturmak istediklerini söyledi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kadınların çocuklarını kreşe bırakıp işe gidebildikleri bir proje olacağını belirten Graebner, ''Kentsel dönüşüm için yaklaşık 120 milyon dolarlık bir yatırım yapacağız. Daha fazlasını da yapmayı düşünüyoruz, sadece adım adım ilerlemek istiyoruz'' dedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Amplio'nun kurucu ortağı Alaeddin Babaoğlu da Sütlüce kentsel dönüşüm projesiyle ilgili olarak, ''Şehirsel değişimin doğa ve çevre ile uyumunu gösterecek, Haliç'in kültürünü yaşatacak, özlediğimiz mahalle kültürünü yaşatacak bir dönüşüm planlıyoruz. Bölgede yaşayan halk kesinlikle yerlerinden edilmeyecek'' değerlendirmesini yaptı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Hilton Garden Inn'in Altın Leeds Sertifikasını uygun bir şekilde kenti elektriğini ve sıcak suyunu üretebilen bir otel olması için 5 milyon liralık ek yatırımın yapıldığını belirten Babaoğlu, bu kentsel dönüşümünü de buna uygun şekilde gerçekleştireceklerini bildirdi.</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1999</link>
 <pubDate>Wed, 16 May 2012 14:27:42 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Osmanlı'nın Alman mimarlarından dedesi Julius Wilhelm Graebner'in izini takip ederek Türkiye'ye gelen Amplio Gayrimenkul Yatırım Yönetim Kurulu Üyesi Erwin Walter Graebner, Haliç bölgesindeki kentsel dönüşüme yatırım yapmayı planlıyor.
Dedesinin 1900'lerin başında Osmanlı'nın tanınmış Alman mimarlarından olduğunu söyleyen Graebner, şunları paylaştı: ''İstanbul'da ve Bursa'da bazı hastanelerin projelerini çizdiğini biliyoruz. Ben aslında dedemin bu geçmişinden bile haberdar değildim. Fakat daha sonra Almanya'nın Dresden kenti ile ilgili bir kitap yayınlandı. Bu kitaptan dedemin İstanbul'da mimar olarak çalıştığını ve 1917'de yine İstanbul'da vefat ettiğini öğrendik. Alman Büyükelçiliği'nin de yardımlarıyla dedemin mezarını nerede olduğunu araştırdık. Sonunda mezarını Teşvikiye'de bulduk.'' Graebner'in Almanya'dan Türkiye'ye dedesinin izinden devam eden yatırım hikayesi de bu noktada başlıyor. Önce Amplio'nun kurucu ortağı Alaeddin Babaoğlu ile birlikte dünyanın 15 Altın Leeds sertifikalı otelinden biri olan Haliç Garden Inn projesini gerçekleşiyorlar. Ardından da sıra Sütlüce'deki kentsel dönüşüm projesi geliyor.

''TÜRKİYE FIRSATLAR ÜLKESİ&quot;

Türkiye'nin fırsatlar ülkesi olduğunu söyleyen Graebner, ''Almanya'daki yatırımcılara da sık sık bunu söylüyorum; Türkiye'ye Ortadoğu'nun ve Asya'nın Almanya'sı, ekonomisi hızla büyülüyor. Haliç'te Hilton Garden Inn'in yakınlarından 90 bin metrekarelik bir alanda kentsel dönüşüm projesinde yer almamız için çağrıldık. Bu projeyi en iyi şekilde gerçekleştirmek ve kentsel dönüşüm için model olmak istiyoruz'' dedi.

Bu alanda insanların özgürce yaşayabileceklerini anlatan Graebner, Almanya'dakine benzer bir model oluşturmak istediklerini söyledi.

Kadınların çocuklarını kreşe bırakıp işe gidebildikleri bir proje olacağını belirten Graebner, ''Kentsel dönüşüm için yaklaşık 120 milyon dolarlık bir yatırım yapacağız. Daha fazlasını da yapmayı düşünüyoruz, sadece adım adım ilerlemek istiyoruz'' dedi.

Amplio'nun kurucu ortağı Alaeddin Babaoğlu da Sütlüce kentsel dönüşüm projesiyle ilgili olarak, ''Şehirsel değişimin doğa ve çevre ile uyumunu gösterecek, Haliç'in kültürünü yaşatacak, özlediğimiz mahalle kültürünü yaşatacak bir dönüşüm planlıyoruz. Bölgede yaşayan halk kesinlikle yerlerinden edilmeyecek'' değerlendirmesini yaptı.

Hilton Garden Inn'in Altın Leeds Sertifikasını uygun bir şekilde kenti elektriğini ve sıcak suyunu üretebilen bir otel olması için 5 milyon liralık ek yatırımın yapıldığını belirten Babaoğlu, bu kentsel dönüşümünü de buna uygun şekilde gerçekleştireceklerini bildirdi.&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Fatih Projesine Fatihli Tanıtım</title>
 <description>1400’lü yıllarda tablet bilgisayar kullanan bir öğrencinin, Fatih Sultan Mehmet’le karşılaşmasının anlatıldığı filmde Fatih, “teknolojiyi en iyi kullanan padişah” olarak nitelendi. Fatih’in filmde FATİH Projesi’yle ilgili olarak, “Nice cihan gezdik, nice fetihler yaptık ama bu fetih bir başka” sözleri dikkati çekiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
MEB’in, eğitim ve öğretimde fırsat eşitliğini sağlamak ve okullardaki teknolojiyi iyileştirmek amacıyla okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyindeki tüm okullara akıllı tahta ve öğrencilere tablet bilgisayar dağıtımını öngören FATİH Projesi‘yle ilgili yeni bir tanıtım filmi hazırlandı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Film, MEB tarafından desteklenen 8. Uluslararası Bilişim Olimpiyatı’nın (EBİKO) ödül töreninde gösterildi. Filmde, İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in, “tablet bilgisayar”la tanışması konu edildi. TRT 1’de &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1998</link>
 <pubDate>Wed, 16 May 2012 14:23:41 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;1400’lü yıllarda tablet bilgisayar kullanan bir öğrencinin, Fatih Sultan Mehmet’le karşılaşmasının anlatıldığı filmde Fatih, “teknolojiyi en iyi kullanan padişah” olarak nitelendi. Fatih’in filmde FATİH Projesi’yle ilgili olarak, “Nice cihan gezdik, nice fetihler yaptık ama bu fetih bir başka” sözleri dikkati çekiyor.

MEB’in, eğitim ve öğretimde fırsat eşitliğini sağlamak ve okullardaki teknolojiyi iyileştirmek amacıyla okul öncesi, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyindeki tüm okullara akıllı tahta ve öğrencilere tablet bilgisayar dağıtımını öngören FATİH Projesi‘yle ilgili yeni bir tanıtım filmi hazırlandı.

Film, MEB tarafından desteklenen 8. Uluslararası Bilişim Olimpiyatı’nın (EBİKO) ödül töreninde gösterildi. Filmde, İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’in, “tablet bilgisayar”la tanışması konu edildi. TRT 1’de yayımlanan “Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam” dizisinin setinde, yönetmen Ersin Özel’in yönetiminde yapılan çekimlerde 1400’lü yıllarda “tablet bilgisayar” kullanan bir öğrenci ile Fatih arasındaki diyaloglar dikkati çekti.

‘Her şey parmaklarımın ucunda’

Filmde Fatih Sultan Mehmet, hocası Akşemsettin’le bir hana giriyor. Padişahın geldiğini gören halk ayağa kalkıyor. Ancak tablet bilgisayarıyla uğraşan bir çocuğun ayağa kalkmadığını gören Fatih, duruma sinirleniyor.

Fatih’in hocası Akşemsettin çocuğa, “Hayrola küçük bey, ne yapıyorsun?” diye soruyor. Çocuk, ders çalıştığını söylüyor. Fatih, “Bununla mı çalışıyorsun?” deyince çocuk, “Evet, bu tablet. İhtiyacım olan her şey tabletimde var. Üstelik e-içerikli z-kitaplarla ders çalışmak çok daha zevkli. Öğrenmek istediğim her şey parmaklarımın ucunda” diye yanıt veriyor.

Fatih çocuğu şaşkınlıkla dinlerken, “Ben var mıyım acep, parmaklarının ucunda?” diye soruyor. Çocuk Fatih’i tanımadığını ima edince, yanındakiler çocuğa padişahın ismini söylüyor. Tablette Fatih’in kim olduğunu gören çocuk, padişaha, “Teknolojiyi en iyi kullanan padişah, 7 dil biliyormuşsun, İstanbul’u sen fethetmişsin” diyor. Fatih, filmin sonunda hocası Akşemsettin’e, “Nice cihan gezdik, nice fetihler yaptık ama bu fetih bir başka” diyor.  &lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Osmanlı da Müzikle Tedavi Yöntemi</title>
 <description>Bir zamanlar Osmanlı'nın da kullandığı müzikle tedavi yöntemi, İsveç'te yürütülen bir proje kapsamında araştırılıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
STOCKHOLM&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Müzik, Osmanlı İmparatorluğu döneminde bazı hastalıkların tedavisinde uzun süre kullanılmış bir tedavi yöntemi. Günümüzde ise İsveç'teki Göteborg Üniversitesi'ne bağlı Sahlgrenska Tıp Fakültesi'nde yürütülen bir araştırma ile müziğin hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ile birlikte kullanılma yöntemleri araştırılıyor. İlk sonuçların çok olumlu olduğu açıklandı.&lt;br /&gt;
Göteborg Üniversitesi Sahlgrenska &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1997</link>
 <pubDate>Wed, 16 May 2012 14:22:19 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Bir zamanlar Osmanlı'nın da kullandığı müzikle tedavi yöntemi, İsveç'te yürütülen bir proje kapsamında araştırılıyor.

STOCKHOLM

Müzik, Osmanlı İmparatorluğu döneminde bazı hastalıkların tedavisinde uzun süre kullanılmış bir tedavi yöntemi. Günümüzde ise İsveç'teki Göteborg Üniversitesi'ne bağlı Sahlgrenska Tıp Fakültesi'nde yürütülen bir araştırma ile müziğin hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar ile birlikte kullanılma yöntemleri araştırılıyor. İlk sonuçların çok olumlu olduğu açıklandı.
Göteborg Üniversitesi Sahlgrenska Tıp Fakültesi'nden yapılan basın açıklamasında, müziğin tedavilerde kullanılan ilaçların bir tamamlayıcısı olup olmayacağının araştırıldığı bildirildi. Araştırma projesinin başında bulunan Björn Vickhoff, çeşitli müzik türlerinin vücutta yarattığı etkinin ne olduğunu ve ayrıca beyin ile ilgili hastalıklarda uygulanan tedavilerin yanında müziğin ne gibi bir tepki yarattığını gözlemleme fırsatı bulacaklarını kaydetti.
Bir aşk şarkısında kalbin çok etkilendiğini gözlemlediklerini belirten Björn Vickhoff, ''Çalışmamızda, müziğin kalbi etkilediği açıkça görüldü. Bu içgüdüsel etkileşim daha sonra tabi ki beyni de etkiliyor ve beyin de yeniden kalbi uyarıyor. Bu etkileşim böyle devam edip gidiyor. Bizler müzik sayesinde yaşanan bu etkileşimi herhangi bir ameliyat sırasında veya herhangi bir kan dolaşımı bozukluğunda tedavi yöntemi olarak kullanabiliriz'' dedi.&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>60.Bölümde Mahidevran Neler Yapıyor ?</title>
 <description>Mahidevran'ın yükselişi Hürrem'i huzursuz eder. Hürrem Mahidevran'dan kurtulmanın yollarını aramaya başlar ve yeni bir ittifak arayışına girer.&lt;br /&gt;
Muhteşem Yüzyıl 60.Bölümde Mahidevran Neler Yapıyor ?&lt;br /&gt;
Muhteşem Yüzyıl’ın bir önceki bölümünde Mahidevran, Valide Sultan’ın hastalığı sayesinde haremin tüm hakimiyetini ellerine almıştı. İlk iş olarak da haremi Hürrem’e dar etmek olmuştu. Gül Ağa’yı da tehditle kendi yanına çekmeye çalışan Mahidevran, Hürrem’e yakın olan tüm cariyeleri de haremden uzaklaştırmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Valide Sultan’ın iyileşmeye başladığı haberi kısa sürede haremde ve sarayda yankı bulmuştu. Bu gelişme Hürrem ile Mahidevran arasındaki gerginliği had safhaya çıkarmıştı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Valide Sultanı öldürmekle suçlanan Mahidevran ne yapacak? Bilinmeyen Muhteşem Yüzyıl'ın 60. bölümünde cevap buluyor..&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Muhteşem Yüzyıl'ın Hatice Sultan'ı Selma Ergeç geçtiğimiz gün kuaför çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı. &quot;Hatice Sultan soyundu&quot;, &quot;Hatice Sultan'dan nefes kesen pozlar&quot; başlıklı haberlerde yer alan ve eskiden çektirdiği seksi fotoğraflar soruldu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ergeç, &quot;Ben bir modelim. Yıllarca da modellik yaptım. Fotoğraf çektirdim. Sağolsun o zamanlar çekim yapan arkadaşlar basına, internete vermiş. O şekilde yeni fotoğraflar yok&quot; dedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&quot;Halit Ergenç'le soyadınız benziyor. Ağabey- kardeş muhabbeti var&quot; sorusuna Ergeç, &quot;Ağabeyim gibi sevdiğim birisi keşke gerçek ağabeyim olsaydu&quot; şeklinde yanıt verdi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Güzel oyuncu, &quot;Meral Okay vefat ettikten sonra senaryoda sıkıntı oldu mu?&quot; sorusunu da &quot;Meral Hanım, hayattayken de bir senaryo ekibiyle çalışıyordu. Aynı senaryo ekibi devam ediyor. Bir sorun yok&quot; diye yanıtladı.</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1996</link>
 <pubDate>Wed, 16 May 2012 13:44:01 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Mahidevran'ın yükselişi Hürrem'i huzursuz eder. Hürrem Mahidevran'dan kurtulmanın yollarını aramaya başlar ve yeni bir ittifak arayışına girer.
Muhteşem Yüzyıl 60.Bölümde Mahidevran Neler Yapıyor ?
Muhteşem Yüzyıl’ın bir önceki bölümünde Mahidevran, Valide Sultan’ın hastalığı sayesinde haremin tüm hakimiyetini ellerine almıştı. İlk iş olarak da haremi Hürrem’e dar etmek olmuştu. Gül Ağa’yı da tehditle kendi yanına çekmeye çalışan Mahidevran, Hürrem’e yakın olan tüm cariyeleri de haremden uzaklaştırmıştı.

Valide Sultan’ın iyileşmeye başladığı haberi kısa sürede haremde ve sarayda yankı bulmuştu. Bu gelişme Hürrem ile Mahidevran arasındaki gerginliği had safhaya çıkarmıştı.


Valide Sultanı öldürmekle suçlanan Mahidevran ne yapacak? Bilinmeyen Muhteşem Yüzyıl'ın 60. bölümünde cevap buluyor..

Muhteşem Yüzyıl'ın Hatice Sultan'ı Selma Ergeç geçtiğimiz gün kuaför çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı. &quot;Hatice Sultan soyundu&quot;, &quot;Hatice Sultan'dan nefes kesen pozlar&quot; başlıklı haberlerde yer alan ve eskiden çektirdiği seksi fotoğraflar soruldu.

Ergeç, &quot;Ben bir modelim. Yıllarca da modellik yaptım. Fotoğraf çektirdim. Sağolsun o zamanlar çekim yapan arkadaşlar basına, internete vermiş. O şekilde yeni fotoğraflar yok&quot; dedi.

&quot;Halit Ergenç'le soyadınız benziyor. Ağabey- kardeş muhabbeti var&quot; sorusuna Ergeç, &quot;Ağabeyim gibi sevdiğim birisi keşke gerçek ağabeyim olsaydu&quot; şeklinde yanıt verdi.

Güzel oyuncu, &quot;Meral Okay vefat ettikten sonra senaryoda sıkıntı oldu mu?&quot; sorusunu da &quot;Meral Hanım, hayattayken de bir senaryo ekibiyle çalışıyordu. Aynı senaryo ekibi devam ediyor. Bir sorun yok&quot; diye yanıtladı.&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Artık Muhteşem Yüzyıl da</title>
 <description>Şimdiye kadar birçok başarılı oyuncuyu konuk eden ''Muhteşem Yüzyıl''ın bu haftadaki bölümünde...&lt;br /&gt;
Artık Muhteşem Yüzyıl'da Son yıllarda yer aldığı projelerdeki başarısıyla adından sıklıkla bahsettiren Büşra Pekin, &quot;Muhteşem Yüzyıl&quot; dizisinin bu hafta ekranlara gelecek olan yeni bölümüne konuk oluyor. Eski saraydan &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1995</link>
 <pubDate>Wed, 16 May 2012 13:42:04 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Şimdiye kadar birçok başarılı oyuncuyu konuk eden ''Muhteşem Yüzyıl''ın bu haftadaki bölümünde...
Artık Muhteşem Yüzyıl'da Son yıllarda yer aldığı projelerdeki başarısıyla adından sıklıkla bahsettiren Büşra Pekin, &quot;Muhteşem Yüzyıl&quot; dizisinin bu hafta ekranlara gelecek olan yeni bölümüne konuk oluyor. Eski saraydan kumaş satmak için gelen ama asıl amacı Hürrem Sultan'a haber getirmek olan Şirin Hatun karakteri için kamera karşısına geçen Büşra Pekin, &quot;Muhteşem Yüzyıl dizisi rejisi, senaryosu, kostümleri ve dekoruyla ülkemizde çok önemli bir yere sahip. zaten severek izlediğim bu diziye konuk olmak heyecan vericiydi. Oyuncular Muhteşem Yüzyıl gibi iyi kurulmuş, büyülü dünyalara girmeye dünden hazırdır. Özellikle bir dönem karakterini oynamak oyuncu açısından iştah açıcı. İnsan oynarken kendini o döneme ait hissediyor. Bizim işimizin de en eğlenceli tarafı bu&quot; dedi. Çekimleri iki günde tamamlanan Pekin, &quot;Muhteşem Yüzyıl yönetmenlerine, oyuncularına ve ekibine beni içlerinden biri gibi karşıladıkları için teşekkür ederim. Harika bir setti&quot; diye konuştu. &lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Devlet ve Günahkâr kent</title>
 <description>İstanbul'un dünyanın bir numaralı fuhuş merkezi olduğu zamanları, devletin seksi disipline sokma çabasının arkasında yatanları, Hemingway'in Galata'yı nasıl tasvir ettiğini ve daha fazlasını &quot;Wicked Istanbul&quot;un yazarı Wyers anlattı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dave Lebow/The Brothel&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mark David Wyers. Amerikalı. &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1994</link>
 <pubDate>Wed, 16 May 2012 13:31:56 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;İstanbul'un dünyanın bir numaralı fuhuş merkezi olduğu zamanları, devletin seksi disipline sokma çabasının arkasında yatanları, Hemingway'in Galata'yı nasıl tasvir ettiğini ve daha fazlasını &quot;Wicked Istanbul&quot;un yazarı Wyers anlattı.


Dave Lebow/The Brothel

Mark David Wyers. Amerikalı. Akademisyen. Araştırmacı yazar.

Röportaja başlarken rahat değil. Nasıl olsun? İstanbul'un Birinci Dünya Savaşı sırasında dünyadaki bir numaralı fuhuş merkezi olduğunu söyleyecek. Ernest Hemingway'ın İstanbul'a bir savaş muhabiri olarak geldiği yıllarda Galata'yı &quot;sefahat döneminin en çılgın dorukları bile buradaki fuhuşla yarışamaz&quot; diye tasvir ettiğini anlatacak. &quot;Gayrimüslim fahişeler, Müslüman fahişelere benzemek için başlarını örtüyorlardı&quot; diyecek.

Yani bize &quot;günahkâr&quot; İstanbul'u anlatacak, kitabını &quot;Wicked Istanbul&quot;u...

Wyers, Osmanlı'nın son yıllarında ve Cumhuriyet'in ilk yıllarında devlet denetimindeki fuhuşu araştırmış. Arşivlere girmiş, hangi kaynak varsa bulmuş çıkarmış belgelerini. Geçmişle bugün arasında kopan halatların bir ucundan tutmuş.

Yazdıklarını, belgeleri, anladıklarını fazla yorumlamak istemiyor. Oryantalizm tuzağına düşebileceği soruları tam bir akademisyen kıvraklığıyla cevaplıyor. &quot;Kitabım belgelerden oluşuyor ama söylediklerim böyle algılanmayabilir. Ben tarihi merak ettim, bunu araştırdım. Burada yargı yok, yalnızca bugünle geçmişi bağlayan bir süreç var&quot; diyor.



&quot;Ben bu kadınları kıskanıyorum&quot;

Nereden çıktı bu konu?

Tayland'da yaşıyordum. Tayland seks işçiliğinin çok yaygın olduğu bir yer ama muhafazakâr bir ülke. Bir öğrencimle konuşurken bana şöyle dedi: &quot;Ben bu kadınları kıskanıyorum. Seksi kıyafetler giymek, onlar gibi davranmak, çevrede kimin olduğunu önemsemeden sigara, içki içmek istiyorum. Fakat ben bunları yapamam.&quot;

Bir kadının böyle hissetmesine şaşırdınız mı?

Şaşırdım, bu sözleri hep aklımda kaldı. Şehir, şehir alanının kadın ve erkek tarafından nasıl kullanıldığı, toplumsal cinsiyet ve &quot;namus&quot; hakkında daha fazla düşünmeye başladım.

Neden Türkiye'ye geldiniz? Mark David Wyers

2001'de ilk defa Türkiye'ye geldim, Kayseri'ye yerleştim.

Neden? Aşk mı?

Doğru tahmin. Biraz tesadüf, biraz aşk. Tayland'da üniversitede çalışırken Japon bir kadına aşık oldum. Ona Erciyes Üniversitesi'nden teklif geldi, kabul etti. &quot;Benimle gel&quot; dedi.

Gittiniz ve...?

Bir yıl sonra ayrıldık. Ben bir süre Ankara'da yaşadım ve oradan Amerika Birleşik Devletleri'ne üniversiteye geri döndüm. Bu arada Türkiye'yle ilgili çok okuyordum ve araştırma yapıyordum. Tekrar buraya döndüm; Türkiye'de seks işçiliğinin devlet tarafından denetlendiğini öğrendiğimde bu düzenlemenin nasıl başladığını merak ettim.

Yasakla, kaldır ya da düzenle

Yeterli kaynak buldunuz mu?

Önemli araştırmalar yapılmış ama özellikle Osmanlı'nın son yılları ve Cumhuriyet'in ilk yıllarıyla ilgili detaylı bir çalışma yoktu. &quot;O zaman kaynak yaratmak gerek&quot; dedim. Tezimin konusunu &quot;Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarında fahişelik düzenlemesi&quot; olarak belirledim, işe koyuldum.

Bir devletin fahişelik karşısında kaç seçeneği var?

Üç temel tez var: Yasaklama (prohibition), lağvetme (abolition), ve düzenleme (regulation).

Ne farkları var?

Yasaklarsanız satılan seks, cezası olan bir suça dönüşür. Yasaklamayı savunanlar fahişeliği &quot;günah&quot; olarak kodlar ve fahişelerin ahlaken yoz olduğunu düşünür.

Lağvetme taraftarları, fahişeliği toplumdaki patriarkal ve ekonomik sömürünün bir sonucu olarak görür. &quot;Günah&quot; değil, toplumsal bir bozukluktur. Buna göre fahişelik kadın ve erkek cinselliğinin zayıflığından kaynaklanmaz. Engellenemez değildir. Sosyo-ekonomik faktörler kadının lehine geliştiğinde ve kadının özgürleşmesi sağlandığında fahişelik ortadan kalkacaktır. Kadın hareketleri daha çok bu tezi destekler.

Düzenlemeciler ise cinselliğe biyolojik bir açıdan bakar. Fahişeler, erkeğin doğal olarak güçlü olan cinsel arzularını boşaltması için güvenli alanlar yaratır.

&quot;Fahişeler, 'namuslu' kadını korur&quot;

Devlet neden düzenlemeyi seçer?

Düzenlemek, seksi disipline sokmaktır. Satılan seksi denetime almaktır. &quot;Sağlık&quot; her zaman birinci sebep ancak bu kadar basit değil.

Devletin seksi düzenlemek için kullandığı ahlaki argüman ne?

Düzenlemede, erkeğin cinsel ihtiyaçlarının biyolojik olarak sadece tek eşle tatmin edilemeyeceğinin kabulü var. Bu noktada fahişelik, erkeğin cinsel iştahının doyurulabildiği bir alan açıyor. Böylece erkeğin bastırılmış arzusuna maruz kalabilecek diğer &quot;namuslu kadın&quot;ı da korumuş oluyor.

&quot;Namuslu kadın&quot; fahişeyle karşılaştığında ne oluyor?

İdeal sistemde onlar karşılaşmıyor. Genelevler ve fahişeler &quot;redlight&quot; bölgelerinde izole edilmiştir. Böylece &quot;erdemli&quot; kadınlar ve onların çocukları cinsel ahlaksızlığın kaba görüntüsünden uzak kalırlar.

Elbette bu gerçek değil.

Sokak fahişeleri ve denetime girmeyenler, vesikalı çalışmak istemeyenler ya da çalışamayanlar bu &quot;ideal&quot;i bozuyor. Böylece şehrin sokakları onların bedenleriyle devlet denetiminin ötesinde cinsel alanlar haline geliyor.
Tahakkümün mazeretleri

Yani düzenlemeci devlete göre fahişelik hem kötü, hem gerekli mi?

Evet. Düzenlemeciler fahişeliği &quot;gerekli bir ahlaki bozukluk&quot; olarak görürler. Ayrıca fahişeliğin, &quot;kötülüklerin en kötüsü&quot;nü engellediğine dair bir argüman da vardır.

Homoseksüellik mi?

Evet.

Tüm bu argümanların üzerinde büyük harflerle yazan ne?

Sağlık. Elbette bu aynı zamanda doğru da. Seks işçilerinin devlet gözetiminde kayıt altına alınması birkaç farklı kaydı beraberinde getiriyor: polis kaydı, sağlık merkezi kaydı, genelev kaydı ve zorunlu, sürekli vajinal muayene. Devlet, fahişelerin bedeni üzerinde kurduğu içsel ve dışsal tahakkümü medikal ve ahlaki mazeretlerle meşru kılıyor.

&quot;Tehlikeli sınıf&quot;

Mesele sağlıktan öte ne tam olarak?

Fransa'daki fuhuş düzenlemesini inceleyen Dr. Alexandre Parent du Châtelet bunu şöyle açıklar: Düzenleme sistemi, fahişelerin kaydının alınmasıyla toplumsal hayattan dışlanması arasındaki bağ üzerine kuruludur. Châtelet'ye göre bu sistem, sağlıktan ziyade ahlaki meselelerle doludur. Düzenlemenin içinde, &quot;tehlikeli sınıf&quot; üzerinden ilerleyen sınıfsal korkular ve toplumsal cinsiyet rollerinin dağıtımının belirlenmesi gibi etmenler vardır. Genelevler, cinselliğin kontrol altına alındığı alanlardır.

Tehlike ne?

Tehlike, aşırı cinselliğiyle var olan kadın bedeninin genelevi terk etmesiyle başlar. Korkulan, eskiden fahişe olanın &quot;normal&quot; bir birey olarak topluma, &quot;aramıza&quot; dönme riskidir. Ancak idari mekanizmaların tuttuğu kayıtlar yoluyla fahişenin toplumda yeniden yer bulması imkânsızlaştırılabilir.

Hangi ülkelerde denetim var?

Türkiye tek başına değil. Yunanistan, Almanya, Avusturya ve dünyada birkaç devlet daha farklı metotlarla denetim yapıyor ve seks işçilerinin hakları konusunda düzenleme yapıyor. Bu sistem ilk defa 19. yüzyılda Fransa'da uygulandı; şu anda Fransa'da genelevler legal değil.

Başka ülkelerde nasıl? Mesela İsveç'te ya da ABD'de?

Amerika'da fahişelik istisnalar dışında hiçbir zaman yasal olmadı. Polis fahişelik yapan bir kadını tutuklayabilir. Bu suçtur, sağlık kontrolü de yoktur. İskandinavya'da bu yine bir suç ancak seks işçisi olarak çalışanlar için değil, erkekler için. Polis çalışan kadınları değil, onlara giden erkekleri tutuklayabilir. Bu formatta da sağlık kontrolü yoktur. Tayland'da illegal ama korkunç büyüklükte bir endüstri var. Almanya'da ise genelevler tanınıyor ve seks işçilerinin hakları kanunen korunuyor.

&quot;İstanbul dünyanın fuhuş merkeziydi&quot;

İstanbul'da denetimli fuhuş ne zaman başladı?

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti'nin 40 yıl önce kanunlaştırdığı fuhuş denetim sistemini korudu. Özellikle Osmanlı'nın son zamanlarında 1917-20'lerde, İstanbul'un işgali sırasında fuhuş çok yoğunlaşmıştı. Hemingway İstanbul üzerine yazdığı bir yazıda Galata'yı &quot;sefahat döneminin en çılgın dorukları bile buradaki fuhuşla yarışamaz&quot; diye anlattı. İstanbul dünyanın fuhuş merkezi sayılıyordu.

Müslüman topraklar için bu şöhret ağır değil miydi?

İnsan insandır. &quot;Müslüman topraklarda fahişelik olur mu&quot; diye şaşırmak çok hatalı. O dönemde Müslüman kadınların bir kısmı da, Museviler, Ermeniler, Yunanistanlılar gibi seks işçiliği yapıyordu. Çünkü yoksulluk vardı. Savaş vardı; kadınlar ailelerini, kocalarını kaybediyordu. Çalışabilecekleri iş alanı çok kısıtlıydı. Müslüman ülkelerden İstanbul'a gelen göçmen kadın sayısı çok fazlaydı, çocukları vardı ve geçinmek zorundaydılar.

&quot;Müslüman gibi görünmek için başlarını örtüyorlardı&quot;

Müslüman kadınlar mı yoksa gayrimüslimler mi daha çok ilgi görüyordu?

İşgal zamanında seks işçisi olarak çalışan Müslüman kadınlar, erkeklere daha egzotik geliyordu. Hatta Rum fahişeler, Müslüman gibi görünmek için başlarını örtüyorlardı.

Müslüman kadınlar için de fahişelik yasal mıydı?

Müslüman kadınların seks işçisi olarak çalışması 1917'te kadar yasal değildi. Bu tarihe kadar genelevlerde legal olarak çalışan kadınların hepsi gayrimüslimdi. 1917'de yine sağlıkla ilgili sebeplerle Müslüman kadınların da kontrol altında çalışmasına karar verildi. Ancak Cumhuriyet'in ilanına kadar Müslüman ve gayrimüslim kadınların birlikte çalışmaları yasaktı.

Bölgelere mi ayrılmışlardı?

Kadıköy ve Moda civarındaki genelevlerde Müslümanlar, Beyoğlu ve Pera çevresinde ise diğerleri vardı. Yabancı erkeklerin Müslüman kadınlarla olması yasaktı. Müslüman kadınlar yalnızca Müslüman erkekleri kabul edebilirlerdi ancak Müslüman erkeklere iki taraf da açıktı. Bu kural çok değişmedi. Bugün İstanbul'daki genelevlerin çoğu ikametgâhı olmayan yabancıları kabul etmez.

Hiç girmeyi denediniz mi?

Ben denemedim ancak aynı konuda araştırma yapan Amerikalı bir arkadaşım Karaköy'deki geneleve girmeyi denedi fakat izin verilmedi.
&quot;Cumhuriyet, böyle bir İstanbul'u devraldı&quot;

Yeni devlet, sistemi olduğu gibi korudu mu?

Cumhuriyet, böyle bir İstanbul'u devraldı ve denetim sistemini büyük ölçüde korudu. Ama toplum sağlığına ilişkin mevzuatın geliştirilmesi sırasında fuhuşa ilişkin kanunlar Türk milliyetçiliği, modernite ve toplumsal cinsiyete ilişkin cumhuriyetçi söylemlerden önemli ölçüde etkilendi.

Nasıl?

Türk kimliğinin inşası sırasında &quot;Türk&quot; olmayan seks işçileri için durum Osmanlıya göre zorlaşmıştı; yeni devlete uyum sağlamaları kolay olmadı. Devlet genelevlerine kayıt yaptırma konusunda direnenler oldu. Ulusal bir alan kurmak isteniyordu ama İstanbul çok kozmopolit bir şehir olarak problem yaratıyordu.

Çalıştıkları bölgeler konusundaki ayırım devam etti mi?

Din üzerinden tanımlanan &quot;bizim fahişelerimiz, sizin fahişeleriniz&quot; ayrımı Cumhuriyet'le birlikte büyük ölçüde yıkıldı.

Devlet içinde genelevler konusunda hiç fikir ayrılığı olmadı mı?

1930'larda bir dönem genelevler kapatıldı. Fakat fuhuş illegal olarak devam ediyordu. Bu devlet içinde bir tartışmaya yol açtı. İki farklı rapor hazırlandı. İlkinde denetim sisteminden vazgeçmiş bazı Avrupa ülkeleri örnek gösterildi ve denetimden vazgeçince cinsel yolla bulaşan hastalıklarda bir artış olmadığı belirtildi. Bunun karşısında Sağlık Bakanlığı, İstanbul'da yaptığı incelemede denetim olmadığı dönemde hastalıklarda artış olduğunu saptadı. İnsanlar kendi cinsel sağlıklarını öncelik haline getirecek durumda değildi. Raporlar Atatürk'e iletildi ve denetim sisteminden vazgeçmek için erken olduğu kararı alındı.

Jigololarla ilgili bir kayda ulaştınız mı?

Onlarla ilgili bir belge görmedim. Ama kadın pazarlama işi aynen bugünkü gibi.

&quot;Erdoğan genelevler kapatılacak&quot; demişti

Etkisiz de olsa genelevlerin kaldırılmasını savunan bir kadın hareketi yok muydu?

1924'de kurulan Türk Kadınlar Birliği bu talebi yükseltiyordu. Cumhuriyet gazetesinde yazan feminist kadınlar vardı, onlar da kapatılması gerektiğini savunuyordu.

Daha cesur bir çıkış yok mu?

1938'de Şükrü Kamil &quot;Ne için ve Nasıl Evlenilmelidir&quot; diye bir kitap yazdı. O zaman için devrimci fikirleri vardı. Genelevler konusunda &quot;Bizim toplumumuzda şu an için genelevlere ihtiyaç var&quot; diyordu. &quot;Cinsellik baskı altında olduğu sürece genelevlere ihtiyaç olacaktır. Ancak kadınlar günden güne özgürleşiyor, kültür değişiyor. Kadınlar cinsel olarak özgürleştiğinde bu sistemden kurtulabiliriz&quot; diyordu. Bu o zamanlar için çok cesur bir tespit sayılır.

Bugün seks işçilerinin en büyük problemi ne?

Emeklilik gibi çok temel bir hakkı kullanmaktan dahi yoksunlar. Türkiye'de yalnızca birkaç seks işçisi emeklilik hakkı elde etti. Kağıt üzerinde kalan, uygulanmayan hakları var. Ayrıca bir seks işçisi 60'lı yaşlarında kesintisiz çalışamaz. Eski bir seks işçisi olan Ayşe Tükrükçü emeklilik hakkı için çok mücadele etti ancak bu hak yaygın olarak kullanılamıyor. Ayrıca genelevlerde çalışan bazı kadınlar da hayatlarını kazanmak için başka şansları olmadığından kapatma tehlikesi karşısında çok endişeliler.

Kapatma tehlikesi var mı? Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) hükümeti bunu gerçekten istiyor mu?

Aslında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 1994'de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayıyken genelevleri kapatacağını söylemişti.

(Erdoğan şöyle demişti: &quot;Kararlıyım. Genelevler kesinlikle kapatılacak. Çünkü ben öldüğümde arkamdan 'karı sattırıyordu' dedirtmem. Ben kadına şöyle bakıyorum: Yaratıcının cenneti ayakları altına verdiği bir varlık. Erkeğin ayakları altına sermiyor. Cennetin ayakları altına serildiği o yüce varlığı, nasıl olur da satarız?&quot;)*

Bunu henüz yapamadılar fakat yeni kadınları kaydetme konusunda engeller fazlalaştı. Birçok bölgede genelevlere yeni kayıt alınmıyor. Bu da bir kapatma yolu değil mi? &lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Türk Devletimiydi?</title>
 <description>Batılı, Osmanlıyı hep bir Türk Devleti olarak algılamış. Daha on üçüncü yüz yılda Marco Polo (1271), Anadolu’dan geçerken memleketi Turquia olarak adlandırmış. Devlet düzeni hanedan, iktidar kesinkes padişahın tekelindedir, ülke onun mülküdür. Hanedan her ırktan kulları gulam düzeniyle Osmanlı yapıp devlet yönetiminin başına getirmiş, kulları Türk halkı üzerinde imtiyazlı bir sınıf katına oturtmuştur. Sonuçta Osmanlı devletine ne kadar Türk devleti denebilir sorusu ortaya atılmıştır tabi. Öte yandan hem Batılının hem de tarihçilerin gözünde Osmanlı Devleti bir Türk Devleti’dir; iyisi de kötüsü de Türk’ün defterine yazılmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Osmanlılar arasında&lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1993</link>
 <pubDate>Sat, 12 May 2012 12:02:18 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Batılı, Osmanlıyı hep bir Türk Devleti olarak algılamış. Daha on üçüncü yüz yılda Marco Polo (1271), Anadolu’dan geçerken memleketi Turquia olarak adlandırmış. Devlet düzeni hanedan, iktidar kesinkes padişahın tekelindedir, ülke onun mülküdür. Hanedan her ırktan kulları gulam düzeniyle Osmanlı yapıp devlet yönetiminin başına getirmiş, kulları Türk halkı üzerinde imtiyazlı bir sınıf katına oturtmuştur. Sonuçta Osmanlı devletine ne kadar Türk devleti denebilir sorusu ortaya atılmıştır tabi. Öte yandan hem Batılının hem de tarihçilerin gözünde Osmanlı Devleti bir Türk Devleti’dir; iyisi de kötüsü de Türk’ün defterine yazılmıştır.

Osmanlılar arasında Türk devleti görüşü II. Murad döneminde, Timur oğullarının Osmanlı devletini bağımlı görmelerine karşı, Oğuz Kağan ve Türk Kayı Boyu geleneğinin benimsenmesinde vurgulanmıştır. Aşıkpaşazade Tarihinde kavim olarak Osmanlı için hep Türk adı kullanılmış, Osmanlı başarıları “Türk arkalandı” diye kutlanmıştır. Osmanlı Sultanı, Türkmen Karakoyunlu hanedanıyla akrabalığını hep bir övünç kaynağı olarak dile getirmiştir. Şu gerçeği de unutmamak gerek: Fatih’den önce devlet yönetiminin başına veziriazam sıfatıyla hep Türk ulema ailelerinden kişiler gelmiştir.

Peki, Avrupa’da Türk korkusunun kökeni nedir? Şimdi, Türk fetih ve savaş yöntemleri, esir ve ganimet kuralları konularında Hıristiyan kaynakların gözlemleri hem yanıltıcı hem de pek abartılıdır.

Türk-Moğol savaş yöntemi iki aşamada uygulanır. Gazi akıncı güçleri, birinci aşamada, düşmanın savunma ve lojistik kaynaklarını yok etmek, halkı dehşete düşürmek, tutsak almak ve direnci kırmak amacıyla, büyük bir hızla düşman toprağına girer, yakar, yıkar ve döner. Bu, Heinz Guderian’ın yıldırım savaş (blitzkrieg) adlı, zırhlı birliklerin öncü güç olarak düşman toprağına girip ortalığı dehşete ve ateşe boğmalarını içeren, “Panzer Leader” adlı kitabında birebir anlatılmış, ABD, son Irak savaşında da aynı yönteme başvurmuştur. Osmanlı’da savaş burada bitmez. Gazi akıncılar işlerini bitirince geri döner, Sultan ya da beylerbeyi komutasında asıl ordu, olağanüstü bir sıkı düzen (disiplin) içinde yürüyüşe geçer ve işgali tamamlar.

Kanuni Süleyman 1532’de Alaman Seferine giderken Belgrad’da imparatorluk tahtına oturdu. Almanya içlerine saldığı akıncılar, Beylerbeyi Kasım Paşa yönetiminde Almanya’yı kan ve ateş içinde bıraktı. O zaman Alman kent ve kasabalarında kilise çanları akıncıların gelişini haber vermek için çalıyordu; buna Türken Frucht (Türk Korkusu) deniyordu, Osmanlı korkusu değil! Martin Luther Türk’lere karşı savaşı dinsel bir görev olarak duyurdu dört bir yana. Dikkat edin Osmanlılara karşı değil Türklere karşı! Yani kim ne derse desin son kertede Osmanlı İmparatorluğu bir Türk devletiydi, efendim!&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Dünyanın Gözü Arşivlerimizde</title>
 <description>Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan arşiv sayesinde, üç kıtada otuza yakın ülkenin ekonomik, sosyokültürel ve demografik hazineleri gün ışığına çıkarılacak.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkiye, ''Osmanlı Coğrafyası Kültürel Arşiv Mirasının Yönetimi ve Tapu Arşivlerinin Rolü Uluslararası Kongresi''ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Konuya ilişkin AA &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1992</link>
 <pubDate>Sat, 12 May 2012 12:01:14 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalan arşiv sayesinde, üç kıtada otuza yakın ülkenin ekonomik, sosyokültürel ve demografik hazineleri gün ışığına çıkarılacak.

Türkiye, ''Osmanlı Coğrafyası Kültürel Arşiv Mirasının Yönetimi ve Tapu Arşivlerinin Rolü Uluslararası Kongresi''ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

Konuya ilişkin AA muhabirinin sorularını yanıtlayan kongrenin onursal başkanı ve dünyaca ünlü tarihçi Prof. Dr. Halil İnalcık, Osmanlıların bir yeri fethettiklerinde vergi kaynakları ve nüfusu kayıt altına aldığını ve kayıtların yer aldığı bu tahrir defterleri sayesinde köylünün ekonomik durumuna göre vergi tayin edildiğini söyledi.

Kıbrıs'ın da fethedildikten sonra oraya bir tahrir heyeti gönderildiğini, bölgedeki bütün köylerin, nüfusun yazıldığını anlatan Prof. Dr. İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu'nun 16. yüzyıla kadar giden tahrir defterlerinin Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nde topladığını belirtti.

Arazi ihtilaflarında daima bu defterlere müracaat edildiğini, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nün de bu defterlerden hala yararlandığını ifade eden İnalcık, ''Tarihi kaynak olduğu için biz tarihçiler de hep Tapu Kadastro'ya gidiyoruz'' dedi.

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nden aldığı davet sonrası kongre çalışmalarına başladıklarını dile getiren Prof. Dr. İnalcık, ''Beraberce hazırlıyoruz ve bu arşivi tanıtmak istiyoruz. Bu arşivde Macaristan'dan Arabistan'a kadar her bölgenin tarihi var. Bunlar tarih bakımından birinci derece kaynaktır. Mesela ben Suudi Arabistan'a gittiğimde onlar bu vesikaları müsaadeyle almışlar, kendi bölgelerine ait defterlerden bir arşiv kurmuşlar, yani o kadar önemlidir bu tapu defterleri'' diye konuştu.

-''Kıbrıs milli davamız''

Prof. Dr. İnalcık, şöyle devam etti:

''Kıbrıs çok önemli bir konu ve tahrir defteri de hiç bozulmamış şekilde Tapu Kadastro'da duruyor. Yani, bizim için mukaddes bir dava fakat tapusu elimizde olduğu halde ortada değil. Ben yetkililere 'Bu defterleri neşredelim' dedim. Orayı biz fethettik ama köylüler gidip yerleşti. Bunun için tahrir defterlerinin neşrini yapmaya hazırlanıyoruz.

Kongreyi de Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'ndeki arkadaşlarımızla beraber yapacağız. Dünyada birçok bilim adamı da kongreye gelecek. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılışından sonra 26, belki de daha fazla devlet ortaya çıktı. Onların yüzlerce senelik tarihleri bizim bu tapu kadastro defterlerinde. Ara sıra bazı ülkeler gelip bu tahrir defterlerinin kopyalarını alıyorlar. Bu, uluslar arasında çok önemli bir kaynak. Tarihlerinin en önemli kaynağıdır. Bunun için uluslararası bir kongre çok yerinde olacaktır ve buna şimdi teşebbüs ediyoruz.''

-Osmanlı Tapu Arşivi-

''Osmanlı Coğrafyası Kültürel Arşiv Mirasının Yönetimi ve Tapu Arşivlerinin Rolü Uluslararası Kongresi'' Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nün ev sahipliğinde, 21-23 Kasım tarihlerinde İstanbul'da yapılacak.

Kongre'de, Osmanlı Devleti'nden intikal eden arşiv mirasını bünyesinde bulunduran devletler ve kurumlarının ortak kültür, tarih ve medeniyet anlayışıyla bir araya getirilmesi düşünülüyor. Böylece ortak değerlerin ortaya konulması, değerlendirilmesi, paylaşılması ve ilim dünyasına kazandırılması noktasında önemli bir adım atılmış olacak.

Yapılacak kongreyle kültürel mirasın önem ve değerinin ortaya konulmasının yanı sıra arşivlerin muhafazası, bakımı, elektronik ortama aktarılması ve bu alandaki teknolojik gelişmelerin de ele alınması hedefleniyor.

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Arşiv Dairesi Başkanlığı bünyesinde hizmet veren ve üç kıtada otuza yakın ülkenin ekonomik, sosyokültürel ve demografik kayıtlarını ihtiva eden Kuyud-ı Kadime Arşivi de kongrenin en önemli konu başlıklarından birisini oluşturacak.

Kültürel arşiv mirası ile önemli hafıza merkezlerinden olan Kuyud-ı Kadime Arşivi'ndeki malzemelerin büyük bir kısmı TARBİS Projesiyle dijital ortama aktarıldı, böylece belgeye erişim kolaylaştırıldığı gibi ilgililere daha modern usullerle hizmet verilmeye başlandı. Ayrıca, zamanla yıpranan arşiv dokümanlarının bakımları yapılarak daha uzun yıllar ilmin ve insanlığın hizmetinde kullanılabilmesi amacıyla ''Belge Bakım ve Onarım Ünitesi'' kuruldu. Bunlarla birlikte 600 yıllık köklü bir geçmişe sahip kurumun ve Kuyud-ı Kadime arşivinin tanıtımına yönelik çeşitli çalışmalar da yapıldı. Bu kapsamda ilk olarak Server Efendi Sergi Salonu açıldı, sonrasında ise çeşitli yayınlar hazırlanıp İngilizceye de çevrilerek ilgililerin istifadesine sunuldu.

Kongreden önce tamamlanması planlanan Kuyud-ı Kadime Arşiv Kataloğu çalışmaları da sürdürülüyor. Bu kapsamda, daha önce tasnifi yapılmamış defter ve belgeler tespit edildi, önceden tasnif edilmiş olanlarla birlikte değerlendirilerek arşiv fonları yeniden oluşturuldu. Bu çalışma ile ilgililerin Kuyud-ı Kadime Arşivi'nden daha verimli bir şekilde istifade etmesi sağlanacak.

''Osmanlı Coğrafyası Kültürel Arşiv Mirasının Yönetimi ve Tapu Arşivlerinin Rolü Uluslararası Kongresi''ne üniversiteler, kamu kurum ve kuruluşları, özel kütüphane ve arşivler ile çok sayıda ülkeden bilim adamı davet edildi.&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Yeşil Cami cuma namazıyla ibadete açıldı</title>
 <description>Bursa'da Ulu Cami'den sonra en ihtişamlı camilerden biri olan ve içinde 6 asırlık orijinal İznik çinileri bulunan Yeşil Cami, 2,5 sene süren restorasyon çalışmalarının ardından cuma namazıyla ibadete açıldı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, milletvekilleri ve Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem ile çok sayıda vatandaş açılışa katıldı. Arınç, &quot;Vakıflarla meşgul olmak ibadettir.&quot; dedi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Osmanlı Devleti'nin ilk başkenti Bursa'da Sultan Çelebi Mehmet tarafından 1419'da yaptırılan Yeşil Cami, uzun yıllardır &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1991</link>
 <pubDate>Sat, 12 May 2012 12:00:03 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Bursa'da Ulu Cami'den sonra en ihtişamlı camilerden biri olan ve içinde 6 asırlık orijinal İznik çinileri bulunan Yeşil Cami, 2,5 sene süren restorasyon çalışmalarının ardından cuma namazıyla ibadete açıldı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, milletvekilleri ve Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem ile çok sayıda vatandaş açılışa katıldı. Arınç, &quot;Vakıflarla meşgul olmak ibadettir.&quot; dedi.

Osmanlı Devleti'nin ilk başkenti Bursa'da Sultan Çelebi Mehmet tarafından 1419'da yaptırılan Yeşil Cami, uzun yıllardır yıpranmış görüntüsüyle yürek burkuyordu. 2,5 yıl önce başlatılan kapsamlı restorasyon çalışmasıyla yeniden eski görüntüsüne kavuşan tarihi ibadethanede, 1,5 kilo 24 ayar toz altın kullanılarak İznik çinilerinin altın varakları yenilendi, tavandaki eksik hatlar tamamlandı. Restorasyon, Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından sponsorların desteği ile yaklaşık 2 milyon liraya mal edildi. 2009'da başlayan çalışmalar sebebiyle ziyarete gelen turistler kapıdan dönmek zorunda kalıyordu.

Yeşil Cami'nin yeniden ibatede açılması sebebiyle cami bahçesinde düzenlenen törende konuşan Vakıflar Genel Müdürü Adnan Ertem, Harput Holding'in desteğiyle 21 Kasım 2009'da başlayan çalışmalar kapsamında Yeşil Camii'nin restore edildiğini söyledi. Ertem, &quot;Bu camiyi Harput'a zimmetlemek gerekir. Tüm ihtiyaçlarını gidermeliler.&quot; dedi. Harput Holding Yönetim Kurulu Başkanı Muhammet Etkeser ise &quot;Allah'a hamdolsun böyle bir eserin restoresini bize nasip etti.&quot; karşılığını verdi.

Bursa Valisi Şahabettin Harput ise ecdad yadigarı eserlere sahip çıktıklarını söyledi.

&quot;VAKIFLA MEŞGUL OLMAK İBADETTİR&quot;

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Bursa'da çok büyük tarihi eserlerinin olduğunu ifade ederek, &quot;Kültür varlığımız var. Vakıf medeniyetimizin en güzel örnekleri mevcut. Onlardan birisinin önündeyiz. Çelebi Sultan Mehmed döneminden bugüne intikal eden eserlerin kucağındayız. Şanlı ecdadımıza rahmet diliyorum. Onlarla iftihar ediyoruz. Onların evlatları olmaktan gurur duyuyoruz.&quot; şeklinde konuştu.

7 Mayıs Pazartesi günü Vakıflar Haftası'nın açılışını TBMM tören salonunda yaptıklarını belirten Arınç şunları kaydetti: &quot;Allah'a şükrediyorum. Vakıflarla meşgul olmak aynı zamanda ibadettir. Bedduası vardır. Bedduasından kaçmak, duasına nail olmak hepimizin görevidir. Ecdadımız Allah rızası için istifade edilmesi için bu vakıfları yaptı. Burada hayvanlar için bile vakıf var. Tedaviye muhtaç olanları da var. Fakirler, evlenemeyen genç kızlar, bir lokma çorbaya muhtaç evlatlar, yetimle ve öksüzler var. Bunların hepsi Allah rızasını bekleyerek yaptığı hizmetlerdir. Şükrediyoruz ki binlerce vakfın sahibiyiz. Bursa Vakıflar Bölge Müdürlüğü aynı zamanda Yalova, Sakarya ve Bilecik illerinden sorumludur. Çalışkan bölge müdürümüz var. Onunla birlikte gayretli personelimiz var. Yıllardır hizmet ediyorlar.&quot;

Konuşmaların ardından caminin açılış kurdelesi Bursa Müftüsü Mahmut Gündüz'ün dualarıyla kesildi. Yeşil Cami'nin iç restorasyon haricinde ikinci etap çalışmaları kapsamında dış mekanda yapılan drenaj, zemin kaplama, yolların düzenlenmesi, bahçe duvarlarının üzerine ferforje korkulukları takıldı. Camide metal temizliği, gümüş kaplamaların ortaya çıkarılması, bozulmuş çinilerin tamiratı, bozulan yerlere derz dolgu ve boyama çalışmaları yapıldı.&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Osmanlı dan günümüze toprak satışları &amp;#8206;</title>
 <description>Bilindiği üzere toprak olmazsa devlet olmaz. Toprak bütünlüğü sağlanamazsa devlet dağılır. Nitekim toprak bütünlüğüne yönelik küresel taleplere maruz kalan ülkemizde “bağımsızlık, toprak bütünlüğü, millî güvenlik ve Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel nitelikleri” temel millî yararlar olarak kabul edilmiştir. (Türk Ceza Kanunu md.305/4) Bu bakımdan Osmanlı’dan günümüze toprak satışları temel millî yararlarımızla/ Anayasal düzenle ilgilidir &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1990</link>
 <pubDate>Sat, 12 May 2012 11:57:47 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Bilindiği üzere toprak olmazsa devlet olmaz. Toprak bütünlüğü sağlanamazsa devlet dağılır. Nitekim toprak bütünlüğüne yönelik küresel taleplere maruz kalan ülkemizde “bağımsızlık, toprak bütünlüğü, millî güvenlik ve Cumhuriyetin Anayasada belirtilen temel nitelikleri” temel millî yararlar olarak kabul edilmiştir. (Türk Ceza Kanunu md.305/4) Bu bakımdan Osmanlı’dan günümüze toprak satışları temel millî yararlarımızla/ Anayasal düzenle ilgilidir ve yeni Anayasa sürecinin yani milletin, devletin, egemenliğin ve hukukun ayrıştırılması sürecinin bir parçasıdır.
Osmanlı Devleti’nde yabancı devletlere tanınan imtiyaz ve muafiyetler (kapitülasyonlar) Osmanlı Devleti’nin dağılmasında önemli rol oynamıştır. Yabancı gerçek kişilere emlâk satışının önünü açan padişah fermanı da İngiliz ve Fransız elçileri tarafından hazırlanan 1856 Islahat Fermanı’dır: “..düvel-i ecnebiye beyninden yapılacak suver-i tanzimiyeden sonra ecnebiyeye dahi tasarruf-ı emlâk müsaadesinin ita olunması..”(1)
Nitekim 7 Sefer 1284 (16 Haziran 1868) tarihli kanun ile Osmanlı Devleti’nde ilk defa yabancılara mülk edinme hakkı tanınmıştır.(2) Prof. Dr. Ahmet Cevat Eren bu konuda, “önce Fransa ve daha sonra da diğer devlet teb’asına bu hakkın teşmil edilmesi, Müslüman teb’anın elindeki toprakların büyük ölçüde Hıristiyanlara ve ecnebilere geçmesine sebep oldu.” demektedir.(3)
Yabancılara toprak satışları konusu, Lozan’da kapitülasyonların kaldırılması ve hakların karşılıklı olması şartı/siyasi eşitlik getirilerek çözümlenmiş(4) ve Atatürk zamanında millî yararlarımızı koruyacak şekilde düzenlenmişti:
Lozan’dan hemen sonra, 1924 yılında yürürlüğe giren Köy Kanunu ile yabancı gerçek ve tüzel kişilerin köylerde taşınmaz edinmesi yasaklanmıştır.(5) 1934 yılında yürürlüğe giren Tapu Kanunu’yla da sadece yabancı uyruklu gerçek kişilere mütekabiliyet şartıyla taşınmaz edinme hakkı tanınmış, yabancı ticaret şirketlerinin taşınmaz edinmeleri ise yasaklanmıştır.(6)
Böylece Türk milletinin aleyhine yabancılara maddi-manevi güç transferi önlenmiştir.
Ne yazık ki Millî Mücadele unutulmuş olsa bile İsrail’in Araplardan satın alınan topraklarda kurulduğu gerçeği dağ gibi ortada olduğu halde mütekabiliyet şartı aranmaksızın yabancılara mülk edinme imkânı veren kanun değişiklikleri, 1984, 1986, 2003 ve 2005 yıllarında yapılmış ve hepsi Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir.(7) Ancak iptal kararı yürürlüğe girinceye kadar geçen sürelerde yapılan taşınmaz satışları geçerli olduğu gibi, 2008 yılında aynı nitelikte yeni bir kanun çıkarılmıştır.
2008 yılında çıkarılan Kanunla, yabancı ticaret şirketlerine yüzölçümü sınırlaması ile ancak “karşılıklılık şartı” aranmadan taşınmaz mal edinme hakkı tanınmıştır.(8) Öte yandan, yabancı yatırımcıların Türkiye’de kurdukları veya ortağı oldukları şirketlere “karşılıklılık şartı” ve “yüzölçümü sınırlaması” aranmadan taşınmaz mal edinme hakkı tanınmıştır. Taşınmaz maliki yerli sermayeli bir şirket, hisse devri ile yabancı sermayeli şirket haline gelse bile bu hak geçerli olmaya devam edecektir.(9) Ancak Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeleri üç yıl boyunca incelemiş ve iptal etmemiştir. (10)
Böylece 3 Mayıs 2012 tarihli son taşınmaz kanunu çıkarılmadan önce de yabancı kişiler bireysel olarak gayrimenkul alamadıkları durumlarda Türkiye’de bir şirket kurarak diledikleri gibi alım yapmışlardır. (23 Şubat 2012, Milliyet) Son çıkan kanun ise yabancılara tanınan hakları olağanüstü genişletmiştir. Sözgelimi yabancı gerçek kişilere de mütekabiliyet şartı aranmaksızın 60 hektara kadar alım yapma hakkı tanınmıştır.(11)
Kısacası yabancı devletlerin Türk vatandaşlarına/ şirketlerine tanımadığı hakları, TBMM yabancı devlet vatandaşlarına/ şirketlerine tanımaktadır. Başka bir deyişle TBMM, Türk vatandaşları aleyhine yabancılara imtiyaz/ kapitülasyon vermektedir!
 Türkiye elbette bir gün bu yanlışlardan dönecektir.&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Kuşatmayı Yerinde İnceledi</title>
 <description>Geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği iki ayrı saldırıyla 77 kişiyi öldüren Breivik’in, daha önce Malta Adası’na giderek “tarihsel araştırma”da bulunduğu öne sürüldü. Times of Malta adlı gazete, 16’ncı yüzyıldaki Osmanlı Devleti kuşatmasına &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1989</link>
 <pubDate>Sun, 06 May 2012 12:18:45 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği iki ayrı saldırıyla 77 kişiyi öldüren Breivik’in, daha önce Malta Adası’na giderek “tarihsel araştırma”da bulunduğu öne sürüldü. Times of Malta adlı gazete, 16’ncı yüzyıldaki Osmanlı Devleti kuşatmasına Maltalıların direnişinden çok etkilendiği bilinen Breivik’in, 2004 yılında Malta’ya geldiğini ve annesinden gizli bir şekilde, ideolojisinin ayrıntılandırması olarak bilinen “manifesto”sunu yazmaya yardımcı olacak bazı incelemelerde bulunduğunu yazdı.

Breivik, Oslo’daki ilk saldırının ardından Utoya Adası’na gitmiş ve gençlik kampındaki büyük katliamı gerçekleştirmişti. Breivik bu saldırıyı “savunma” olarak nitelemişti. Norveçli katilin buradaki savunma vurgusuyla, Osmanlı Devleti’nin kuşatması sırasında Malta’yı savunan Hospitalier Şövalyeleri’nin “savunma”sı arasında bağlantı olabileceği ifade ediliyor.&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Mudurnu nun yorgun evleri Göynük ün pırlanta gölleri</title>
 <description>Mudurnu’ya Adapazarı-Akyazı veya Bolu-Seben üzerinden gitmek mümkündü. Diğer bir yol da Abant’ı sarmalayan tepelerden geçiyordu. Ben üçüncüsünü seçtim. Çünkü bu yolun baharda bir tabloyu andırdığını biliyordum. Abant’ı geçip, gölü çevreleyen dağa tırmandım. Oradan, yemyeşil vadiye doğru kıvrıla kıvrıla inen &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1988</link>
 <pubDate>Sun, 06 May 2012 12:17:28 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Mudurnu’ya Adapazarı-Akyazı veya Bolu-Seben üzerinden gitmek mümkündü. Diğer bir yol da Abant’ı sarmalayan tepelerden geçiyordu. Ben üçüncüsünü seçtim. Çünkü bu yolun baharda bir tabloyu andırdığını biliyordum. Abant’ı geçip, gölü çevreleyen dağa tırmandım. Oradan, yemyeşil vadiye doğru kıvrıla kıvrıla inen yolu izleyip, Mudurnu’ya ulaştım. Bolu’ya bağlı bu şirin ilçenin tarihi eskilere dayanıyordu. Geçmişte burada hüküm sürenler şöyle sıralanıyordu: Bitinya Devleti, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar.
Bazı kaynaklara göre Mudurnu adını, tekfurun kızı Matrani’den almıştı. İlçeye girişin pek özelliği yoktu. Hatta, “niye geldim” dedirtecek kadar cazibeden yoksundu. Ama inatla yola devam edip, kasabanın içlerine girdiğimde asıl Mudurnu karşıma çıktı. Çay kenarına sıralanmış, beyaz sıvalı, iki veya üç katlı, çok odalı evler, geniş aile yapısı ve Osmanlı yerleşme kültürünü gözler önüne seriyordu.
Kireç harçlı veya kıtık çamurlu Bağdadi sıvayla sıvanmış bu evlerin damını, kırmızı kiremitli çatılar örtüyordu. Çatı arasında, önünde ufacık balkonlu bir oda bulunuyordu. Bir zamanlar, yeni evlenmiş genç çiftlere verilen bu odalar, geniş aile yapısının bozulmasından sonra kullanılmaz hale gelmişti. Şimdilerde sararmış fotoğrafların, çocukluk anısı oyuncakların, atılmaya kıyılamayan eşyaların saklandığı sandık odalarına dönüşmüştü. Geçmişin tozlandığı bu çatı odalarına bakıp özendim. Yıllardan beri küllendirmeye terk ettiğim, “çatı katında yaşama” hayalim, Mudurnu evlerini görünce yeniden alevlendi.

GEÇİM DERDİ

Osmanlı donanmasındaki gemilerin Mudurnu ormanlarından gönderilen keresteyle yapıldığını övünerek anlatmayı seven Mudurnulular, kahvelere doluşmuş, güneşin tadını çıkarıyordu. Bir kahveye oturdum. Yan masadan, Mudurnu’nun ünlü Saray Helvası’nı ikram ettiler. Yaşlıca bir kasabalı, “Bilir misin bey, Mudurnulunun mezarı olmaz derler. Evvelden yaptığımız bıçağı, nalı, çiviyi, çakıyı satmak için köy köy dolaşır, ayda bir evimize gelirdik.
Bir çoğumuz yollarda telef olurdu. Oralarda gömülürdü.”
Kahvede ağzımı tatlandırdıktan sonra yine sokaklara daldım. Çiçek açmış meyve ağaçlarının sarmaladığı evler, yılların yorgunluğunu yansıtıyordu. Kiminin sıvası dökülmüş, alttan çatkı tahtaları çıkmıştı. Kiminin balkonu çökmek üzereydi. Süslü saçaklar yer yer kırılmıştı. Yapıldığı günden beri hiç onarım görmedikleri bir bakışta belli oluyordu. Dar sokaklarda dolaştıkça, kendimi zaman tünelinden bir Osmanlı kasabasına düşmüş gibi hissediyordum.

ESKİ EVLER NE OLACAK?

Yürürken bir çocuk ordusu bana eşlik ediyordu. Evleri, sokakları anlatıyorlardı. Her ev için farklı bir öyküleri vardı. Ama gizli geçitler, gizli mahzenler hemen hemen her öyküde yer alıyordu. Eski evlerin yanı sıra onarılmış konaklar, geçmişteki yaşam hakkında ipuçları veriyordu.
Bir ağacın dibinde oturanlara selam verip bankın bir kenarına iliştim. “Evleriniz ne kadar güzel” deyince, bir yaraya parmak bastığımı fark ettim. Kasaba sakinleri, koruma kapsamına alınan evlere, tamir için bir çivi bile çakamadıklarından yakınıyordu.
Aynı şikâyete Cumalıkızık, eski Bergama, Tirilye, Tire, Şirince’de de şahit olmuştum. Peki kim haklıydı? Eğer evler koruma altına alınmasaydı, yok olup gidecek, yerlerine çirkin, beton apartmanlar dikilecek, geçmişe dair ipuçları silinecekti. Koruma altına almak sorunu çözüyor muydu?.. Bu soruya olumlu yanıt veremiyordum. Saydığım tüm bu kasabalarda yaşayanların, evlerini restore edecek paraları yoktu ve hiçbir zaman da olmayacaktı. Ne yerel ne de merkezi yönetim buna bir çözüm getiriyordu. Yani sahiplerine karşı korunmaya alınan bu evler, doğanın yıkımına terk edilmişti. Özetle, her iki halde de bu yok olma kaçınılmazdı. Bu yok oluşun önüne geçmek için özel projeler üretmek gerekiyordu.
Mutlaka görülmesi gereken Mudurnu’dan ayrıldığımda güneş, yorgun evlerin yıkık duvarları üstünde gölge oyunları oynuyordu.

/_np/1284/16551284.jpg

VADİDEKİ TABLO

Çıldırmış bir doğanın ortasında Göynük’e doğru gidiyordum. Göz alabildiğine vahşi yeşil otlar, düzlükleri mora boyayan küçük çiçekler, derelerin kıyısında özgürce büyümüş bitkiler... Hava, ot, çiçek, toprak karışımı hoş bir kokuyla kaplıydı ve böceklerle kuşlar hiç susmuyordu.
Direksiyonun başında, CD çalarımdan yükselen müziğe dalmış sorular üretiyordum: Kuşlar acaba çiçeklere mi sesleniyordu? Yoksa ağaçlara mı bir şeyler söylüyordu? Belki de derelerin mırıltısını yansıtıyorlardı. Yağmur, ağacın yaprağına düştüğünde ona ne diyordu? Meltem, tarlalardaki çiçekleri okşarken ne söylüyordu?
Doğayı bir çerçevenin içinden seyrediyor gibiydim. Nedense tüm çirkinlikleri, bu çerçevenin dışında bırakıyordum. O görünmeyen dikdörtgenin içine yerleştirdiklerim hep güzel şeylerdi.
Ankara ile İstanbul’un kuş uçuşu tam ortasındaki Göynük’ü, ilk olarak bir tepeden gördüm. Vadinin tabanında akan ince bir dere, derenin iki yanında ve yamaçlarda çoğu onarılmış, Bağdadi sıvalı eski Türk evleri, zirvede yenilenmiş bir saat kulesi, ağaçlar, çiçekler... Bulunduğum yerden, Göynük’ün resmini seyrediyormuş gibi oldum. Tablodaki her şey, dengeli, yerli yerindeydi. Abartılı renk yoktu. Bahar güneşi, yumuşak ışıklarıyla resme bir başka güzellik katmıştı.

DİYAR-I AKŞEMSEDDİN

İlçeye, “Diyar-ı Akşemseddin’e hoş geldiniz” yazılı bir takın altından geçerek girdim. Girer girmez de Fatih’in hocası Akşemseddin’in, Göynük için ne kadar önemli bir şahsiyet olduğunu fark ettim. Göynük’te oturan ünlü âlim, Fatih Sultan Mehmet’in daveti üzerine İstanbul kuşatmasına katılmış, fetihten sonra tekrar ilçeye dönmüştü. Fatih, 1459’da ölen hocası için, Göynük’ün ortasında, kefeki taşından altıgen planlı bir türbe yaptırmıştı. Şimdi, hemen yanı başındaki Gazi Süleyman Paşa Camii’nden çıkan cemaat, türbeye gelip, bir de Akşemseddin için dua ediyordu.
Göynük’ün tarihte epey ziyaretçisi olmuştu: Frig, Lidya, Bitinya, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlılar. Çevrede eserlerini görmek mümkündü. Bugünün Göynük’ünde, dar ve yokuşlu sokakları tırmanırken gördüğüm evlere hayran olmamak elde değildi. Yaşları 150’yi bulan, kırmızı kiremitli evler, Mudurnu’dakilerden bakımlıydı. Giriş katlarında depo ve kiler, ara katlarında hizmetçi odaları, mutfak ve fırın, günlük yaşama ayrılmış diğer katlarda da çeşitli işlevler gören odaların bulunduğu bu evler, Türk aile yaşamının tüm ipuçlarını yansıtıyordu. Pencerelerdeki kafesler ve öne çıkmış cumbalar, çatılardaki alınlıklar görünüme ayrı bir sıcaklık ve zarafet katıyordu.
Şimdilerde adına saat kulesi denen, ama asıl adı “Zafer Kulesi” olan ahşap yapı, tüm Göynük’e tepeden bakıyordu. Bu kule, 1922’de Sakarya zaferinin anısına Kaymakam Hurşit Bey tarafından yaptırılmıştı.

TÜRBELER VE GÖLLER

Göynük’ün bir diğer adı da “Türbe Diyarı”ydı. Akşemseddin Türbesi’nin yanı sıra Hacı Bayram Veli’nin müridi Bıçakçı Ömer Dede’nin, Karaca Ahmet Sultan’ın, Tabakçı Dede’nin türbeleri ile Çiftlik türbesi ilçeye boşuna bu adın verilmediğinin kanıtlarıydı.
İlçeye, “Göller Diyarı” diyenler de vardı. Gerçekten de çevresine, birbirinden güzel göller sıralanmıştı: Çayköy, Sünnet, Çubuk... Örneğin, heyelanla oluşan Sünnet Gölü’ne daha çok vakit ayıramadığım için içim içimi yedi. Gölün kıyısında çok güzel bir konaklama tesisi vardı. Restoranındaki mönüyü görünce şaşırıp kaldım. Yöre yemekleri yapıyorlardı. Buna çok az yerde rastlıyordum.
Önden kızılcıklı tarhana çorbası (mevsimi olmamasına rağmen) söyledim. Ardından Keş (kurutulmuş yoğurt) ve ceviz soslu mantı yedim. Bir bakır tabakta gelen süzme yoğurdun tadına doyamadım. Yemekten sonra gölün etrafında, kuş seslerinin eşliğinde uzun uzun yürüdüm. Etraftaki doğayı seyrederek gözlerimi kent pisliklerinden arındırdım.
En kısa zamanda, Göynük’e ve Sünnet Gölü’ne bir daha gitmek niyetindeyim. Yanıma kitaplarımı alıp, yeşilliklerin arasında kaybolma planları yapıyorum...

İSTANBUL’DAN 132 LEZZET ADRESİ

Türkiye’nin önde gelen restoranlarını Lezzet Durakları adı altında rehber kitaba dönüştüren yazarımız Mehmet Yaşin bu kez sadece İstanbul üzerine bir rehber hazırladı. Doğan Kitap’tan yayımlanan İstanbul Lezzetleri’nde çorbacılar, köfteciler, kebapçı ve et lokantaları, balık lokantaları, hamur işleri, tatlıcı ve pastaneler, meyhaneler, Türk mutfağı, esnaf lokantaları, dünya mutfağı, etnik lokantalar, lüks lokantalar başlıkları altında 132 lezzet mekânı hakkında detaylı bilgi veriliyor.&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>İttihatçılar Bizi neden savaşa soktu?</title>
 <description>Osmanlı’nın mali yapısı 1911 Trablusgarp, 1912 Balkan yenilgilerinin ardından hepten çökmüş, İttihatçılar iyice iktidara yerleşmişti. Eski posta katibi Talat, hem paşa hem de sadrazam olmuş, İstanbul muhafızı Miralay Cemal Bey, Paşa’lık katına zıplamıştı. Enver-Talat-Cemal adlı paşalar üçlüsü devlette tek söz sahibiydi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Cemal Paşa, 1918 yılının baharında, Falih Rıfkı Atay ve Yakup Kadri beylerle, bahriye çatanasına binmiş, Büyük Ada’ya giderken, &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1987</link>
 <pubDate>Sun, 06 May 2012 12:14:34 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Osmanlı’nın mali yapısı 1911 Trablusgarp, 1912 Balkan yenilgilerinin ardından hepten çökmüş, İttihatçılar iyice iktidara yerleşmişti. Eski posta katibi Talat, hem paşa hem de sadrazam olmuş, İstanbul muhafızı Miralay Cemal Bey, Paşa’lık katına zıplamıştı. Enver-Talat-Cemal adlı paşalar üçlüsü devlette tek söz sahibiydi.

Cemal Paşa, 1918 yılının baharında, Falih Rıfkı Atay ve Yakup Kadri beylerle, bahriye çatanasına binmiş, Büyük Ada’ya giderken, Yakup Kadri, öyle damdan düşer gibi, soruvermiş:

“Paşam, eğer bir sakıncası yoksa, lütfen cevap verir misiniz? Biz bu savaşa niye girdik?”

Cemal Paşa derin derin iç çekmiş ve hiç duraksamadan başlamış anlatmaya:

“Maaş ödeyebilmek için girdik! Hazine bomboştu. Maliye Nazırı Cavit Bey ne İngiltere ne de Fransa’dan on para alamayacağımızı söyledi. Duyun-u Umumiye’de, Londra’dan aldığı buyruklar doğrultusunda her ay verdiği iki milyon altın lirayı da kesti. Orduya ekmek alacak paramız yoktu. Durumumuzu bizim kadar iyi bilen Almanlar bize ittifak karşılığı para önerdi. Bunun üzerine de... Olanlar oldu!”

Osmanlı ne kapitalizmin acımasız kurallarını biliyor ne de yabancıdan alınacak borcun devletin gırtlağını nasıl sıktığını kestirebiliyordu. Osmanlı borçla ta 1775’te tanışmıştı. Yıllık yüzde 5 faiz peşin olarak kesiliyordu yerel bankerlerden aldığı borçtan. Daha sonraları iç borçlanmayı bırakıp Avrupa’ya yöneldi. Avrupa’da faizler yüzde 3-4 düzeyindeyken, Osmanlı yüzde 11-12’lerle para alabildi ancak. Böylece de dünyada en yüksek faiz ödeyen ülke oluverdi. Daha 1879 yılında İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Derby, “bu borç/faiz sarmalı sonucu Osmanlı’nın kendi toprakları üzerinde egemenliği kalmamıştır demek doğru olur” buyurmuştu. Takvim yaprakları 1914’ü gösterdiğinde devlet gelirlerinin yüzde 28’i doğrudan dış ödemelere gidiyordu. Ama borçlar bir türlü azalmak bilmiyordu!

Dünya savaşı başlarken Almanya, Osmanlı’nın parasızlıktan soluk alıp veremediğini, Fransa’yla İngiltere’nin kapısından eli boş döndüğünü biliyordu. Hiç beklemeden, o saat, bir kredi teklifiyle geldi. Osmanlı 1914’te tarafsızdı. Ama Kaiser Wilhelm, Osmanlı’nın savaşa girmesi ve sonuna kadar savaşta kalması koşuluyla, her yıl yüzde 6 faizle 5 milyon altın lira verecekti. Kredi koşullarına göre, anlaşma imzalandığında 250 bin, Rusya ve İngiltere’ye savaş ilan edildikten on gün sonra 750 bin ve savaş sürdükçe her ay 400 bin altın lira girecekti Osmanlı’nın kasasına. Hibe değildi bu, dikkat edin, krediydi! İmzalar hemen atıldı tabi.

Savaşa girerken Osmanlı’nın toplam borçları 163 milyon liraydı. Savaş bittiğinde borcumuz 304 milyona tırmanmıştı. Mebusan Meclisinde, 1918’de memur aylıklarının nasıl ödeneceği tartışılırken İstanbul açlıktan kırılıyordu. Lozan Anlaşması’yla borçlar yeniden düzenlendi, bir bölümünü Osmanlı’dan ayrılıp bağımsızlığını ilan eden devletler üstlendi. Ve 1928 anlaşmasıyla Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı genel borçlarının 1912 yılı öncesinden kalma bölümünün yüzde 62’sini, bu tarihten sonraki bölümününse yüzde 76’sını ödemeyi kabul etti. Ve borç 1954 yılında bitti!

İşte hesap kitap bilmeyen, satranç masasında iki hamleden ötesini kestiremeyenler devletin dümenine parabellum marifetiyle yapışırsa, sonunuz bu olur. Enine boyuna tartışmadan, kimseye danışmadan, bu paranın sizden neler alıp götüreceğini düşünmeden imzaları basar sonunda da Osmanlı’yı hepten tarihin sayfalarına gömersiniz. &lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Fetih 1453 Kosovayı da Fethetti</title>
 <description>Kosova 'da Türklerin ulusal bayramı olarak kutlanan &quot;23 Nisan&quot; etkinlikleri, &quot;Fetih 1453 &quot; filminin gösterimiyle başladı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dün gece Prizren'de ve bu akşam başkent Priştine'de sunulan &quot;Fetih 1453&quot; filmi, Kosovalı izleyiciler tarafından çok beğenildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Filmin Kosova galasında &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1986</link>
 <pubDate>Thu, 03 May 2012 01:10:15 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Kosova 'da Türklerin ulusal bayramı olarak kutlanan &quot;23 Nisan&quot; etkinlikleri, &quot;Fetih 1453 &quot; filminin gösterimiyle başladı.

Dün gece Prizren'de ve bu akşam başkent Priştine'de sunulan &quot;Fetih 1453&quot; filmi, Kosovalı izleyiciler tarafından çok beğenildi.

Filmin Kosova galasında bir konuşma yapan Kosova Kamu Yönetimi Türk Bakanı Mahir Yağcılar, dört gün sürecek kutlamalarla ilgili açıklama yaparken, &quot;23 Nisan etkinliklerinin Türklerin sesi, birlik, kararlılık ve varlıklarının kanıtı olacağını'' belirtti.

BÜYÜKELÇİ KOSOVALI TÜRKLERİN BAYRAMINI KUTLADI

Büyükelçi Songül Ozan ise Türk tarihinde ayrı yeri olan Kosova'da soydaşlarla ortak bayram &quot;23 Nisan&quot;da birlikte yaşama coşkusunu dile getirerek, Kosovalı Türklerin ulusal bayramlarını kutladı.

Oyuncularla birlikte seyirciyi selamlayan filmin yönetmeni Fatih Aksoy, Kosovalılarla milli bayramlarında birlikte olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi, &quot;Bizleri bir arada tutan, en önemli değerlerden biri Fatih Sultan Mehmet Han ve onun ruhudur. Bu ruhu dünyadaki kardeşlerimize taşıma gayreti içindeyiz&quot; diye konuştu.

Bu etkinlikler kapsamında bugün, Prizren'de Gazi Mehmet Paşa Hamamı'nda Agim Rifat'ın &quot; Doğru Yol Tiyatro Kolu&quot; ve Enver Baki'nin &quot;Dört Lüle Mahallesi Çocukları&quot; adlı kitapları tanıtıldı.

&quot;23 Nisan&quot; Haftası öngörülen etkinlikler çerçevesinde bu gece T.C. Kültür Bakanlığı Türk Sanat Müziği Topluluğu Prizren Kültürevi'nde halka açık konseri var.

Yarın Prizren'de gün boyu, Uluslararası Barış Gücü (KFOR) bünyesindeki Türk Temsil Heyeti Başkanlığı'nın &quot;23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&quot; kutlamaları düzenlenecek.

Kosova'daki Türkiye Cumhuriyeti kurumlarının özellikle, KFOR bünyesinde görev yapan Türk Birliği'nin katkılarıyla 2000'den bu yana, Kosova çapında katılımın sağlandığı &quot;23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı&quot; şenliği düzenleniyor.

Kosova'da Anayasa'yla etnik topluluklara tanınan &quot;Ulusal gün kutlaması&quot; hakkını Kosova'daki Türkler &quot;23 Nisan&quot;ı ulusal gün olarak kabul ettikleri için, Kosova'nın bağımsızlık ilanından sonra her yıl geleneksel olarak çeşitli etkinlikler düzenleniyor.

23 Nisan günü Prizren'de spor salonunda yapılması öngörülen merkez kutlamaya, Kosova'nın en üst düzey yetkililerinin de katılması bekleniyor.
&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>1453 Fetih e Abd Saldırısı!!</title>
 <description>LOS ANGELES - “Fetih 1453” filminin Türkiye’de gösterdiği başarı devam ederken yabancı basında da tartışmalar sürüyor. Los Angeles Times gazetesi, eleştirmenlerin, filmin “iğrenç detaylarla yanlış olan bir şeyi doğru gösterdiği” söylemlerine yer vererek, “Türkiye’nin büyüyen güçlü ekonomisi, siyasi olarak belirleyici ve güçlü &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1985</link>
 <pubDate>Thu, 03 May 2012 01:08:54 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;LOS ANGELES - “Fetih 1453” filminin Türkiye’de gösterdiği başarı devam ederken yabancı basında da tartışmalar sürüyor. Los Angeles Times gazetesi, eleştirmenlerin, filmin “iğrenç detaylarla yanlış olan bir şeyi doğru gösterdiği” söylemlerine yer vererek, “Türkiye’nin büyüyen güçlü ekonomisi, siyasi olarak belirleyici ve güçlü adam rolü ile ortaya çıktığı şu günlerde filmin ileriyi gören bir zamanlaması var gibi görünüyor. Bugünlerde bir Türk olmak memnun edici” diye yazdı.
ABD’nin saygın gazetelerinden Los Angeles Times, Türkler'in Bizanslılar'ı yenmesini anlatan “Fetih 1453” filminin Türkiye’de çok büyük başarı sağladığını ancak eleştirmenlerin, filmin “iğrenç detaylarla yanlış olan bir şeyi doğru gösterdiği” söylemlerine yer verdi.

Gazete, filmin zamanlamasının geleceğe yönelik olduğunu belirterek, “Türkiye, büyüyen güçlü ekonomisiyle, siyasi olarak belirleyici ve güçlü adam rolü ile ortaya çıktığı şu günlerde Türkiye’de çok sayıda ulusal film yapıldığı için filmin ileriyi gören bir zamanlaması var gibi görünüyor. Bugünlerde bir Türk olmak memnun edici” değerlendirmesini yaptı.

Bu nedenle kalabalıkların Türk milliyetçiliğini alkışlamasının sürpriz olmadığını belirten LA Times, “İslami” Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da filmi “başarılı” olarak tanımladığının altını çizdi.&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Fetih 1453 Dizisi Geliyor</title>
 <description>Türk sinema tarihinin en çok izlenen filmi olan ‘Fetih 1453’ün yeni yayın döneminde ‘Fetihten Sonra’ isimli dizisi geliyor&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İstanbul'un fethini konu alan Faruk Aksoy imzalı &quot;Fetih 1453&quot; filmi daha vizyona girmeden ses getirmiş, fragmanı 24 saatte 1 milyon 670 bin kişi tarafından izlenmiş ve 16 Şubat'ta seyirciyle buluştuktan sonra da yaptığı gişe ile sinema salonlarını kasıp kavurmuştu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yurtdışında da &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1984</link>
 <pubDate>Thu, 03 May 2012 01:07:40 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Türk sinema tarihinin en çok izlenen filmi olan ‘Fetih 1453’ün yeni yayın döneminde ‘Fetihten Sonra’ isimli dizisi geliyor

İstanbul'un fethini konu alan Faruk Aksoy imzalı &quot;Fetih 1453&quot; filmi daha vizyona girmeden ses getirmiş, fragmanı 24 saatte 1 milyon 670 bin kişi tarafından izlenmiş ve 16 Şubat'ta seyirciyle buluştuktan sonra da yaptığı gişe ile sinema salonlarını kasıp kavurmuştu.

Yurtdışında da büyük ilgi gören film, Türkiye'de 10 haftada 6 milyon 448 bin 663 kişi tarafından izlendi ve toplam 55 milyon 87 bin 998 TL hasılatın sahibi oldu. Filmin hem yapımcılığını, hem de yönetmenliğini üstlenen Faruk Aksoy ve ağabeyi Fatih Aksoy şu günlerde filmin &quot;Fetihten Sonra&quot; isimli dizisinin üzerinde çalışıyor.

Hayatta kalanlar oynayacak
Toplam 3 yılda tamamlanan filmin dizi versiyonunun yönetmenliğini yine Faruk Aksoy yapacak. &quot;Fetihten Sonra&quot; dizisi yeni yayın döneminde Show TV'de ekrana gelecek. 160 dakikalık film, 4 bölüm halinde yayınlanacak. 5. bölümden itibaren de çekilen yeni bölümler ekrana gelecek. Fatih Sultan Mehmet'i yine Devrim Evin'in canlandıracağı dizide, filmin finalinde hayatta kalan Dilek Serbest, Şahika Koldemir'in de aralarında bulunduğu oyuncular dizide de rol alacak. Bütçesinin 17 milyon dolar olduğu gündeme gelen filmin geçen aylarda Show TV'ye 2 milyon TL'ye satıldığı konuşulmuştu.

Sırada Çanakkale filmi var
&quot;Fetih 1453&quot; Bursa'da Uludağ Üniversitesi öğrencilerinin SMS oylarıyla belirlenen 8’inci Medya Ödülleri’nde ’En iyi film’ ödülünü aldı. Filmin yapımcı ve yönetmeni Faruk Aksoy, yeni film projesi olarak ’Çanakkale Savaşı’nı seçtiklerini açıkladı. Törene katılan Aksoy’a ödülünü Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Kamil Dilek verdi. Faruk Aksoy ile sohbet ettiğini belirten Prof.Dr. Dilek, &quot;Kendisinden söz aldım. Türk toplumu olarak buna benzer projelerin devamını istiyoruz. Kendisi de buradan açıkladı. Çanakkale ile ilgili benzer tarzda mükemmel bir film hazırlıyorlar. Kendilerine ve ekibine başarılar diliyorum&quot; dedi.&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Pargalı Konuştu</title>
 <description>Yıllardır akıllarda yer eden rollerle hayatımızda. “Muhteşem Yüzyıl” dizisinde canlandırdığı Pargalı İbrahim Paşa karakteriyle de iyice yükseldi. Kadınlar ona bayılsa da, “Yer ve alan kaplamak istemiyorum” diyerek ortalıkta fazla görünmüyor. Az konuşan Yalabık’ı Tempo dergisi röportaja ikna etti.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
“Muhteşem Yüzyıl’ sezon finali yaptığında, &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1983</link>
 <pubDate>Thu, 03 May 2012 00:25:38 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Yıllardır akıllarda yer eden rollerle hayatımızda. “Muhteşem Yüzyıl” dizisinde canlandırdığı Pargalı İbrahim Paşa karakteriyle de iyice yükseldi. Kadınlar ona bayılsa da, “Yer ve alan kaplamak istemiyorum” diyerek ortalıkta fazla görünmüyor. Az konuşan Yalabık’ı Tempo dergisi röportaja ikna etti.

“Muhteşem Yüzyıl’ sezon finali yaptığında, ilk yapacağınız şey ne? Tatilde nereye gideceksiniz?   

- Evde de tatil yapabiliyorum, illa bir yerlere gitmeme gerek yok.  

Favori tatil yeriniz yok mu hiç?

- Ailem, sekiz yıl önce Ayvalık’a taşındı, yaz-kış oradalar. Fırsat buldukça ve genellikle en güzel zamanı sonbaharda Ayvalık’a giderim. Doğanın içerisinde, sakin bir kıyıda olmayı seviyorum. Organizasyonlara ihtiyaç duymuyorum.

Nasıl bir aileniz var?

- Bir ağabeyim var. Dört kişilik çekirdek aile modeliyiz. Babam ticaret yapıyordu, annem bankada çalışıyordu. Ağabeyim lise döneminde basketbol oynuyordu. Üniversitede radyo ve televizyon okudu. Şu anda yönetmen, reklam filmleri çekiyor.

Kendinizi çok benzettiğiniz biri?

- Ağabeyime benziyorum. Kendimi onun gibi davranırken yakalıyorum.

HAKKINDA KONUŞMAYAYIM PARGALI’YA AYIP OLUR

Aşka bakış açınız ne?

- Aşırılık... Meral Okay, eşi Yaman Okay’a yazdığı mektupta, aşkı şu sözlerle ne güzel anlatıyor; “Aşk, kendinden vazgeçme halidir. Kendi benliğini ezmeden ‘biz’ olma halidir. İnsan egosu denetlenmesi en güç olan şeydir. Bunu ancak aşk becerebilir, sadece aşk ile üstünden atlayabilirsiniz.”

Osmanlı bir tabuydu Türkiye’de. “Muhteşem Yüzyıl” ile padişahın haremine ve mahremine girdik. Bu, bir dönüm noktası değil miydi?

- Tarih derslerinde aktif bir öğrenci değildim, Osmanlı tarihi ilgimi çekmiyordu. Bu kişisel bir durum da olabilir, tarih derslerinin sunumuyla ilgili de. Neden-sonuç ilişkisine dayandırılmadan verilirdi bilgiler. “Muhteşem Yüzyıl”, popüler kültüre Osmanlı’yı çok iyi entegre etti. Birçok insanın dikkatini çekti. Bir TV dizisi için sosyolojik açıdan güzel bir sonuç.


Pargalı İbrahim Paşa, padişaha bu kadar yakın biri ama aynı zamanda bir o kadar uzak. Bir sultan ile evli ve eşiyle bile arasında iktidar çatışması var. Siz Pargalı’yı haklı buluyor musunuz?

- Herkes haklıdır bu hayatta. Nedenleri vardır, peşinden gider. Bu yolda yaptıkları ve tenezzül etmedikleri onun nasıl bir insan olduğunu belirler. Pargalı da böyle biri işte. Haklılık ya da haksızlık meselesine girmek istemiyorum. Her gün onunla mesai halindeyim. Hakkında konuşmayayım, ayıp olur.

BİZDE TUHAF BİR KENDİNİ BEĞENMİŞLİK VAR

Starlık nedir sizin için? Siz star mısınız?

- Sizce? Değilim. Oyuncuyum ve işimi çok seviyorum. Ortaokul ve liseden itibaren aklımda başka hiçbir şey yoktu. İzlenilmek ve fark edilmek, bu işin özünde olan şeyler ve zaman içerisinde popülerlik getiriyor ama aslında mesleğim oyunculuk olarak devam ediyor, starlık olarak değil. Starlık, işimi yaptığım sürece yanımdan yürüyen ve kapılmadığım bir kavram. Hiçbir zaman bir adım önünüze geçmemesi ve kontrolsüz bırakılmaması gerekiyor.

Antalya TV Ödülleri’nde bu yıl da tartışmalar yaşandı. Bazı oyuncular adil bir oylama olmadığını düşündüğü için katılmadı. Türkiye’de bir gün Oscar veya Emmy gibi ödül törenleri olur mu?

- Bunlar, yavaş yavaş olur. Dünyadaki örneklerin bizde de olmasını istiyoruz ama sabretmiyoruz, hemen istiyoruz! Hatamız bu. 80 sinema filmi çekilmesi bile eleştiriliyor. Neden? Kötü filmlerin de olması gerekiyor. Bizde tuhaf bir kendini beğenmişlik var. Hem iyi olmak istiyoruz hem de tepeden bakıyoruz. Kendimize karşı samimi değiliz. Hayır. Böyle olduğunu söyleyen insanlar var. Halit Ergenç’in doğum günüydü. Çocuğu ve ailesiyle geçirmek istedi o günü ve gelemedi. Bundan dolayı hemen böyle bir haber çıktı.

KADINLARIN İKTİDAR ÇATIŞMASI BAŞKA OLUR

“Muhteşem Yüzyıl”daki kadın çatışmasına değinirsek, Hürrem mi, Mahidevran mı?

- Ben takım tutmam ama iki kadının iktidar çatışmasından daha fena bir şey olamaz.

Kadınlar daha mı tehlikeli?

- Hayır. Erkekler için de geçerli ama kadınların iktidar çatışması başka olur.

Basına yansıyan haberlere göre “Ya beni öldürün, ya da ücretimi yükseltin” demişsiniz ve 8 binden, 15 bine çıkmış. Bu doğru mu?

- Komik! Pargalı İbrahim’in ölümü söz konusu olduğunda gündeme geliyor bu konular. Gülüyoruz.&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Muhteşem Yüzyıla Yakışmayan Sahne</title>
 <description>Yine oturduk cümbür cemaat ekran başına, “Muhteşem Yüzyıl” a keyifli bir yolculuk yapmak üzere. Tarihi akışı bilsek de, okuduğumuz tarih kitaplarından yine de gelişmeleri merak ve heyecan içinde izliyoruz. Zira dizi kendini izlettiriyor. Hikaye güzel kurgulanmış. Yapılan manevralarla izleyici şaşırtılıyor. Ancak neticede, anlatılan masalın yolu tarihi gerçeğe çıkıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu yöntemle zaten Muhteşem &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1982</link>
 <pubDate>Thu, 03 May 2012 00:23:16 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Yine oturduk cümbür cemaat ekran başına, “Muhteşem Yüzyıl” a keyifli bir yolculuk yapmak üzere. Tarihi akışı bilsek de, okuduğumuz tarih kitaplarından yine de gelişmeleri merak ve heyecan içinde izliyoruz. Zira dizi kendini izlettiriyor. Hikaye güzel kurgulanmış. Yapılan manevralarla izleyici şaşırtılıyor. Ancak neticede, anlatılan masalın yolu tarihi gerçeğe çıkıyor.

Bu yöntemle zaten Muhteşem Yüzyıl fanatiklerinin çoğunu kendine bağladı. Her ne kadar TRT 1’de “Bir Zamanlar Osmanlı Kıyam” dizisi daha gerçekçi bir yaklaşım içinde olsa da, Muhteşem Yüzyıl’ın başarısına ulaşamıyor ne yazık ki. Bakın, ne kadar övdüm diziyi. Yiğidin hakkını vereceksin sonuçta. Ama…

Herkesin pür dikkat izlediği bu televizyon dizisinde hata olmamalı. Yapılmamalı. Gözden kaçmamalı. Fakat yine oldu olanlar. Kaldı ki geçmiş bölümlerde de izlediğimiz bazı yanlışlar manşetlere düştü. 57. bölüme gelindi ve bir bomba daha…

Gözüme gözüme battı… Battı da inanamadım. Kesin yanılıyorum, “şimdi akış değişecek ve ben yanılmış olacağım”; dedim. Bekledim o sahnenin devamını. İlla ki mantıklı bir sonuca bağlanacaktır dedim. Olmadı. Havada kaldı. Ve ben maalesef haklı çıktım. İşin trajikomik yanı ise hala daha kimse bunun farkına bile varmadı. Millet gördüğünü yedi yuttu ve çoktan hazmetti!

Ben o sahneyi şimdi biraz hatırlatayım da bakalım daha sonra hatırlayanlar kendi kendilerine ne diyecekler. Olayın geçtiği hamam sahnesine bir dönelim isterseniz.

Kapıda, Daye hatun ve Nigar Kalfa’nın konuşmalarını gizlice dinleyen, ebe Arife Hatun var. Hançerini hazırlıyor. Göğsüne saklıyor. Ve fırsatını bulup, Daye hatun hamamda yalnız kaldığı anda içeri giriveriyor. Karşılıklı tehditler, gözdağı vermeler, ardından bir tokat ve ebe düşüp kurnaya başını çarparak hakkın rahmetine kavuşuyor. Hatırladınız mı heyecanla izlediğiniz bu sahneyi?

Eminim herkes nefesini tutup izledi ve tabii kendini öylesine olayın akışına bıraktı. Ardından olay haksız bir boyuta dönüşüyor. Daye Hatun, ‘kaza’ diyor bu olaya. Ama neredeyse kelle gidiyordu. Şükür ki Valide Sultan’ın vicdanı devreye giriyor ve Daye Hatun emekli ediliyor. Peki sevgili kardeşler, bu ebenin göğsüne sakladığı hançer nereye kaçtı? Bu kadın lap diye yere düştü. Ben o an; şimdi hançer düşecek ve Arife hatunun asıl maksadı ortaya çıkacak diye bekledim ama nafile.

Sonra Daye Hatun sorgulanırken; ebenin göğsünde hançer bulundu, amacı Daye hatunu öldürmekmiş; diyerek biri içeri girecek ve olayın akışı değişecek diye bekledim, gene öyle olmadı. Hançer buhar oldu uçtu. Madem bu hançerin o sahnede önemi yoktu niye hançere vurgu yaptınız diye sormak benim en doğal hakkım değil mi? Soruyorum işte. Hançer niye var oldu, niye sonra anlamsız bir şekilde yok oldu? Hadi verin cevabını?

Bir bahane ile Daye Hatun saraydan uzaklaştıracaktınız, bahaneyi iyi buldunuz da konuyu nasıl bağlayacağınızı mı bilemediniz. Ya da bir fikir ayrılığı falan mı oldu? Sonra kafalar karıştı herhalde ve sevgili yazar kadrosu hançerle başlayan sahnede hançeri unutuverdi. Vallahi daha mantıklı bir açıklama aklıma gelmiyor. Çünkü akıl şöyle diyor; hançer ortaya çıksaydı, birilerinin Daye Hatunu öldürmek istediği ortaya çıkacaktı. Bunu kimlerin planladığını bu sefer saray halkı ortaya çıkarmak için seferber olacaktı ve neticede hikaye bambaşka bir yöne sürüklenecekti. Ah ben daha ne diyeyim bilemiyorum ki?

Keşke daha dikkatli olunsa, çok daha fazla titizlenilse. Ama nerede?Kalabalık bir ekip işin başında. Bu güne kadar, daha yeni kaybettiğimiz muhteşem kadın, merhum Meral Okay’ın kalemi konuştu. Şimdi ekibi işi devraldı belli ki. Oyuncu kadrosu ve teknik ekip, elbette çok çalışıyor, eminim uykusuz geceler de geçiriyorlardır. Ama lütfen yazdığınızı, yaptığınızı tekrar tekrar kontrol eden bir nöbetçinizi olsun. Eminim bunun için yeterince bütçeniz vardır. Sakın ‘yok’ demeyin. Valla bunda da bir mantık hatası var derim sonra!&lt;/google:full-text&gt;
</item>

<item>
 <title>Muhteşem Yüzyıl Yobazlara Rağmen Başardı</title>
 <description>Bravo Rusya! Eline sağlık! Rusya'nın 125 yıllık resmi organizasyonu, Rusya'daki Türkleri konu alan belgeselleri çekti ve eski Sovyet coğrafyasında karasal yayın yapan bir TV kanalı da bu belgeselleri yayınlamaya başladı. Tataristan ve Tatarları tanıtımla başlayan ilk belgeselin ardından Başkurdistan, Hakasya ve Tuva geliyor. Bunlarla da bitmediğini öğrendim ilgili kanalın yetkilileri ile yazıştıktan sonra. Daha sonra Yakutlar, Çuvaşlar ve Altaylar sırası ile ekrana gelecekmiş. Sonra da Nevruz belgeseli. Bilmem kaç kanalda TV yayını, bilmem kaç kanalda radyo yayını yapan devlet beslemeli TRT'ye duyurulur buradan.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ruslar, Türkiye'ye çok büyük &lt;div&gt; &lt;br&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Konunun Devamını Görmeniz için &lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=auth&quot;&gt;Giriş &lt;/a&gt;yapınız.&lt;/b&gt;&lt;/center&gt;&lt;center&gt;&lt;b&gt;&lt;font color=&quot;#018BFF&quot;&gt;Yada&lt;/font&gt;&lt;a href=&quot;users.php?m=register&quot;&gt;Üye &lt;/a&gt;Olunuz.&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;</description>
 <link>http://www.osmanli-devleti.net/index.php?m=single&amp;id=1981</link>
 <pubDate>Thu, 03 May 2012 00:22:05 +0300</pubDate>
 &lt;google:full-text&gt;Bravo Rusya! Eline sağlık! Rusya'nın 125 yıllık resmi organizasyonu, Rusya'daki Türkleri konu alan belgeselleri çekti ve eski Sovyet coğrafyasında karasal yayın yapan bir TV kanalı da bu belgeselleri yayınlamaya başladı. Tataristan ve Tatarları tanıtımla başlayan ilk belgeselin ardından Başkurdistan, Hakasya ve Tuva geliyor. Bunlarla da bitmediğini öğrendim ilgili kanalın yetkilileri ile yazıştıktan sonra. Daha sonra Yakutlar, Çuvaşlar ve Altaylar sırası ile ekrana gelecekmiş. Sonra da Nevruz belgeseli. Bilmem kaç kanalda TV yayını, bilmem kaç kanalda radyo yayını yapan devlet beslemeli TRT'ye duyurulur buradan.

Ruslar, Türkiye'ye çok büyük bir jest yapmış oldu bu belgeselleri çekmek ve yayınlamakla. Herhangi bir rahatsızlık da duymadılar. İnternet sitelerinde de “Türkler ile Slavlar'ın iki onurlu millet olduklarını” belirterek, Rusya Federasyonu'nun dışında da ayrıca “bağımsız Türk devletleri (Azerbaycan, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan) olduğunu ve iyi birer komşu olduklarını” ifade ediyorlar.Hepsinden önemlisi; filmlerin Rusça yayınlanması ve herkesin izleyip anlama olanağının bulunması. İlk dört seri belgesel; &quot;Rusya'da Türkler:Dişi Beyaz Kurt'un Çocukları” başlığı altında yayınlanıyor. Diğerleri ise; &quot;Rusya'da Türkler: Beyaz Güneşin Çocukları” başlığı altında yayınlanacak. Burada da ilginç bir nokta var: Türkiye'de radikal milliyetçilerin Asena Bozkurt olarak bildiği sembol, filmde, daha doğrusu Türk halkları tarafından “Dişi Beyaz KurtAşina” olarak anlatılıyor. Zaten 2008 yılında Tataristan'ın başkenti Kazan'ın sembolünün Aşina olarak değiştirildiği duyurulmuştu. Bütün bu olumlu gelişmeler yaşanırken, Muhteşem Yüzyıl dizisi artı puan getirdi Türkler lehine. Eski Sovyet coğrafyasındaki bazı kanalları diziyi göstermeye başladı. Türklerin yerlerde sürünen kötü imajı biraz olsun düzelmeye başladı. Birkaç filmle neler yapılabildiğini ve yapılabildiğini ilgililer çok iyi bilir. Ama devletin “köşe başlarına” çöreklenmiş birtakım kişiler bunu anlayamaz ve umurlarında da değil zaten. &quot;Geceyarısı Ekspresi” filmi ile Türkiye'nin ne sıkıntılar yaşadığı unutulmadı. Medyayı, özellikle görsel medyayı ve interneti iyi kullanabilen her yönden daha güçlü olacak. Türkiye, Rusça ve Rusya'ya, Batı'ya yaklaştığının yansı kadar bile yaklaşması durumunda çok kârlı çıkacaktır.&lt;/google:full-text&gt;
</item>

</channel>
</rss>
